İsim: Lyon
Sınıf: Büyü Yıldırım Şövalyesi (Kendi koyduğu isim)
Seviye: 5
HP: 150 (Başlangıç: 10)
Mana: 320 (Başlangıç: 50)
Hız: 25 (Başlangıç: 3)
Dayanıklılık: 40 (Başlangıç: 10)
Güç: 35
Aktif Yetenekler:
Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 4): Kılıç savurma hızı ve dengesi arttı.
Yıldırım Küresi (Seviye 3): Tek hedefe yüksek hasar verir.
Yıldırım Adımı (Seviye 1): (YENİ) Manayı bacaklara yönlendirerek kısa mesafede
patlayıcı hız sağlar.
Toprak Kalkanı (Seviye 1): (YENİ) Vücudun etrafında ince bir taş tabakası oluşturur,
fiziksel hasarı %10 azaltır.
------------------ LYON 3.BÖLÜM -----------------------
Lyon yumruğunu sıktı. Artık sadece "oyun oynayan bir çocuk" değildi. O, bu dünyanın kurallarıyla oynayan bir savaşçıya dönüşüyordu.
Grakor devam etti: "Gruplara ayrılacaksınız. Her grup 3 kişi olacak.
Birinci Grup: Darius, Elara (Gözetmen olarak) ve Tank sınıfından Korg.
İkinci Grup: Lyon, Mina (Gönüllü oldu) ve..."
Grakor kalabalığa bakındı. Köşede, kapüşonunu yüzüne kadar çekmiş, sessizce duvara
yaslanan, varlığıyla yokluğu bir olan gizemli bir genci işaret etti ve gölgelerin sessiz takipçisi, Suikastçı sınıfından Zane."
Zane, isminin söylenmesiyle yavaşça başını kaldırdı. Gözleri simsiyah ve donuktu,
belinde ise iki tane kısa hançer asılıydı. Hiçbir şey söylemeden sadece başıyla onayladı ve Lyon ile Mina'nın yanına doğru sessizce süzüldü.
Mina, Lyon'un kulağına fısıldadı: "Bu çocuk biraz ürkütücü, hiç konuşmuyor. Ama hançerleri çok hızlıymış."
Lyon ekibine baktı.
Bir Büyücü/Şövalye (Kendisi), hiperaktif bir Okçu (Mina) ve gizemli bir Suikastçı (Zane).
"Harika," dedi Lyon içinden. "Tam bir RPG partisi olduk. Alacakaranlık Ormanı bizi bekler!"
Grakor Yüksek Sesle Bağırdı: "Hazırlanın Sizi Çaylaklar! Yarın şafakta yola çıkıyoruz. Goblinler sizi bekliyor!"
Lyon kılıcını kınına sokarken, parmak uçlarındaki elektrik kıvılcımları heyecanla titredi.
Bu, onun ilk gerçek savaşı olacaktı. Ve bu sefer, "Save/Load" (Kaydet/Yükle) tuşu yoktu.
Lyon: Yarın için çok heyecanlıyım ve korkuyorum. Başka bir diyardan buralara zorla geldim, şimdi ise hiç yaşamadığım bir heyecanı , tecrübeyi yaşayacağım.
Tüm yaşayacaklarım artık bir oyun ya da film senaryosu değil hepsi gerçekliği ile karşımda...
Mina : Lyon ve Zane artık yarın için hazırlanma vakti , gidip dinlenelim ve sabah yola çıkmak için hazır olmamız şart.
Lyon : Doğru diyorsun Mina , gidip dinlenelim.
Zane ise tüm her şeye tepkisiz kalarak yarın ki Goblin seferi için dinlenmeye çekildi.
O gece, tüm Lonca derin bir uykudayken Lyon’un odasındaki mum hala yanıyordu. Yarınki görev sadece bir av değil, onun bu dünyadaki varoluşunun kanıtı olacaktı.
Darius’un alaycı bakışları ve Maceracılar Loncası’ndaki o aşağılayıcı kahkahalar zihninde yankılanıyordu.
Lyon, odasının ortasına geçti. "Büyücü Larita sadece Yıldırım ve Toprak elementlerine yatkın olduğumu söylemişti.
Ama..." Lyon kendi avucuna baktı. "Ben bir Kahramanım. Anime ve mangalarda ana karakterler sınırlarını kendi çizer. Eğer manayı sürtünmeyle birleştirirsem..."
Gözlerini kapattı. Manasını damarlarında hissetti. Yıldırım elementi doğası gereği hızlı ve vahşiydi.
Onu yavaşlatıp, yoğunlaştırarak molekülleri titreştirmeye odaklandı.
"Yan..." diye fısıldadı. Dişlerini sıkıyordu, alnından terler boşalıyordu. Manası direniyordu. Ama Lyon’un iradesi, sistemin kurallarını bükmeye başlamıştı.
[Sistem Uyarısı: Uyumsuz Element Zorlanıyor...]
[Sistem Uyarısı: Kahraman Ünvanı Devrede. Element Kısıtlaması Kaldırılıyor.]
Birden Lyon’un avucunun içinde küçük ama hırçın bir alev topu parladı! Odanın ısısı aniden yükseldi.
"Başardım!" diye bağırdı fısıltıyla. Hemen ardından şınav pozisyonuna geçti. Alev kontrolünü kaybetmeden vücudunu zorlaması gerekiyordu.
"98... 99... 100!"
Tek eliyle şınav çekerken diğer eliyle alev topunu havada tutmaya çalışıyordu. Hem fiziksel gücünü, hem manasını, hem de zihinsel odaklanmasını aynı anda eğitiyordu.
[Gelişim Raporu]
Güç: +2
Çeviklik: +3
Mana Kapasitesi: +50
Yeni Yetenek Kilidi Açıldı: Alev Kılıcı (Başlangıç Seviyesi) - Mananı kılıcına aktararak onu yakıcı bir silaha dönüştür.
Sabah olduğunda Lyon hiç uyumamıştı ama garip bir şekilde enerjikti. Yeni bir element ve artan istatistiklerle, artık dünkü Lyon değildi.
Yine de bunun sarhoşluğuna kapılmamaya çalıştı. Çünkü Tanrıça Katsuna’nın sözleri hâlâ zihninin bir köşesinde yankılanıyordu: “Seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.”
Bu yüzden kazandığı yeni gücü kimseye hemen göstermemeye karar verdi. Ateş elementini ve Alev Kılıcı yeteneğini şimdilik saklayacaktı.
Önce bu dünyanın insanlarını, kurallarını ve kendisinden ne beklendiğini daha iyi anlamalıydı.
Kısa süre sonra Şövalye Loncası’nın avlusunda herkes toplandı. Grakor, göreve katılacak çaylakların karşısında durmuş, sert bakışlarla hepsini süzüyordu.
Elara ise Lyon’un yüzündeki uykusuz ama kararlı ifadeyi fark etmişti.
Elara:
“Hiç uyumadın, değil mi?”
Lyon hafifçe gülümsedi.
Lyon:
“Biraz çalıştım diyelim.”
Elara kaşlarını çattı ama daha fazla üstelemedi. Lyon’un dün gece bir şeyler başardığını anlamıştı fakat bunun ne olduğunu bilmiyordu.
Mina ise her zamanki enerjisiyle yanlarına koştu. Sırtında yayı, belinde ok çantası vardı.
Mina:
“İlk görevimiz! Goblin avı! Kulağa kolay geliyor ama bence kesin başımıza garip bir şey gelecek.”
Köşede sessizce bekleyen Zane, kapüşonunun altından orman yönüne baktı.
Zane:
“Alacakaranlık Ormanı’nda kolay görev olmaz.”
Bu sözlerle birlikte ortamın havası değişti. Grakor, ağır adımlarla Lyon’un önüne geldi.
Grakor:
“Unutma Lyon. Eğitim alanında düşersen kalkarsın. Ama ormanda düşersen, seni kaldıracak kimse olmayabilir. Kahraman olman seni ölümsüz yapmaz.”
Lyon ciddi bir ifadeyle başını salladı. İçinden statü penceresini açtı. Gücü artmıştı ama hâlâ bu dünyanın gerçek savaşlarını tam olarak bilmiyordu.
Kısa bir hazırlığın ardından Lyon, Mina ve Zane şehir kapısından dışarı çıktı. Eliqsue Krallığı’nın taş yolları yavaş yavaş yerini çamurlu patikalara bıraktı.
Şehrin kalabalık sesi arkalarında kaybolurken, kuzeyden esen soğuk rüzgâr yüzlerine çarpıyordu.
Yol boyunca Mina birkaç kez konuşmaya çalıştı ama ormana yaklaştıkça Zane’in sessizliği ve çevredeki garip durgunluk hepsini etkiledi.
Kuş sesleri azaldı, ağaçlar sıklaştı, toprağın kokusu değişti. Lyon, elini istemsizce kılıcının kabzasına götürdü.
Dün gece kazandığı güç ona güven veriyordu ama aynı zamanda içinde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Çünkü ilk kez gerçekten bir canavarla karşılaşacaktı.
Bu bir oyun değildi. Karşısına çıkacak şeylerin canı vardı; onun da canı vardı ve bunun farkında olarak hiçbir canlıya zarar vermesede bu diyarda
bir canavara merhamet göstermesi kendi sonunun geleceğini biliyordu.
Ve sonunda, birkaç saatlik yolculuğun ardından Alacakaranlık Ormanı’nın karanlık sınırına vardılar.
Ormanın önünde geniş ama sessiz bir açıklık vardı. Ağaçların arasından içeri doğru uzanan birkaç dar patika, farklı yönlere ayrılıyordu.
Grakor, grupların önünde durdu ve ağır bakışlarını tek tek öğrencilerin üzerinde gezdirdi.
Grakor:
“Buradan sonrası eğitim alanı değil. Alacakaranlık Ormanı’na adım attığınız anda her ses, her gölge ve her koku sizin için bir uyarı olacak.
Goblinleri hafife alan ilk kişi, büyük ihtimalle geri dönemeyen ilk kişi olur.”
Darius kendinden emin bir şekilde kılıcını omzuna yasladı ama Grakor’un sert bakışıyla sessizleşti.
Grakor:
“Her grup ormana farklı bir noktadan girecek. Böylece goblinlerin izlerini daha geniş alanda takip edeceğiz.
Amacınız kahramanlık gösterisi yapmak değil; goblin hareketliliğinin kaynağını bulmak, sivillere tehdit oluşturacak bir yuva varsa yerini tespit etmek ve hayatta kalmak.”
Grakor elindeki kaba çizilmiş haritayı açtı. Haritada ormanın girişleri kırmızı işaretlerle ayrılmıştı.
Grakor:
“Birinci Grup: Darius, Elara ve Korg. Siz batı patikasından gireceksiniz. Orası daha geniş ama eski savaş kalıntılarıyla dolu. Darius, acele edip grubu tehlikeye atarsan seni goblinlerden önce ben gömerim.”
Darius hafifçe homurdandı.
Darius:
“Anlaşıldı Usta Grakor.”
Elara ise sakin bir şekilde başını salladı.
Grakor:
“İkinci Grup: Lyon, Mina ve Zane. Siz doğu tarafından, sık ağaçların arasındaki dar yoldan ilerleyeceksiniz.
Orası sessiz görünür ama pusu için en uygun bölgedir. Gözünüz sürekli çevrede olacak.”
Mina yayını daha sıkı kavradı.
Mina:
“Pusu varsa önce ben fark ederim.”
Zane kapüşonunun altından kısaca konuştu.
Zane:
“Fark edemezsen ben ederim.”
Lyon ikisine baktı ve içinden derin bir nefes aldı. Dün gece kazandığı güç ona güven veriyordu ama Grakor’un sözleri, bu görevin oyun olmadığını bir kez daha hatırlatmıştı.
Grakor:
“Eğer tehlike seviyenizi aşan bir yaratıkla karşılaşırsanız savaşmayın. Geri çekilin, işaret fişeği atın ve grubunuzu koruyun. Unutmayın; bu görevde önemli olan kimin daha çok goblin öldürdüğü değil, kimin sağ döndüğüdür.”
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Grakor son kez konuştu.
Grakor:
“Şimdi ilerleyin. Her grup kendi girişinden ormana girecek. Gün batmadan önce belirlenen buluşma noktasında toplanacağız.”
Gruplar yavaşça birbirinden ayrıldı. Darius, Elara ve Korg batı patikasına yönelirken; Lyon, Mina ve Zane doğudaki dar ve karanlık geçide doğru yürüdü.
------------------ ALACAKARANLIK ORMANI ------------------
Ormanın girişi bile tekinsizdi. Ağaçlar gökyüzünü kapatacak kadar sık ve siyahtı. İçeriden gelen çürümüş yaprak kokusu mide bulandırıcıydı.
Mina yayını germiş, tetikte bekliyordu. "Burası normalden daha sessiz," dedi fısıldayarak.
"Kuş sesi bile yok."
Zane, bir gölge gibi önlerinde süzülüyordu. Aniden durdu ve elini kaldırdı. İki parmağıyla ileriyi işaret etti.
Çalıların arasından hırıltılar gelmeye başladı. Önce iki çift kırmızı göz, sonra on, sonra yirmi...
"Pusu Kurmuşlar!" diye bağırdı Lyon.
Normal goblinler bekliyorlardı ama karşılarına çıkanlar farklıydı. Bunlar zırh giyiyorlardı! Paslı miğferler ve deri zırhlarla donanmış, ellerinde zehirli hançerler olan
"Elit Goblin Suikastçıları" etraflarını sarmıştı.
Lyon: "Dikkatli olun, bunlar sıradan goblinler değil!” diyerek kılıcını çekti.
Bir goblin çığlık atarak Mina'ya atıldı. Mina havada takla atarak geriye sıçradı ve havada üç ok birden fırlattı.
Vızz! Vızz! Vızz!
Oklar goblinin miğferindeki deliklerden girip onu yere serdi.
Mina : "Beni hafife alma pis kokuşmuş canavar!"
Ancak asıl sorun Lyon'un önündeydi.
Ormanın derinliklerinden, üç metre boyunda, elinde devasa bir ağaç kütüğünü sopa gibi kullanan bir Hobgoblin Lideri çıktı.
Yanında ise garip büyülü sözler mırıldanan yaşlı bir Goblin Şamanı vardı.
Şaman asasını yere vurdu ve ölen goblinlerin cesetleri titremeye başladı.
Lyon'un gözleri büyüdü. "Bu bir Nekromansi (Ölü Çağırma) büyüsü! Ölüleri diriltiyor!"
Lyon : Dikkat edin , şimdiye dek kestiğimiz tüm goblinler tekrar hayata döndürülüyor , eğer ki Nekromansiyi kesemezsek bizim için işler çok zorlaşacak.
Çık bakalım şimdi işin içinden çıkabilirsen.
Öldürdükleri goblinler, zombi olarak tekrar ayağa kalktı. Durum kontrolden çıkıyordu.
Etrafları hem canlı elit goblinler hem de ölümsüz zombilerle sarılmıştı.
Lyon: "Mina, Şamanı indir! Yoksa bunlar bitmez!"
Mina : "Deniyorum ama Hobgoblin önünü kapatıyor! Derileri o kadar kalın ki attığım oklar hiçbir işe yaramıyor Lyon"
Mina ok yağdırıyordu ama Hobgoblin'in derisi o kadar kalındı ki oklar kürdan gibi sekiyordu.
Hobgoblin Lideri kükreyerek Lyon'a doğru koşmaya başladı. Yer sarsılıyordu. Lyon kaçmak yerine derin bir nefes aldı.
[Yetenek Aktif: Yıldırım Adımı]
Bacaklarında mavi elektrik kıvılcımları çaktı. İnanılmaz bir hızla yana kayarak Hobgoblin'in dev sopasından sıyrıldı. Sopa yere çarptığında büyük bir krater açtı.
Lyon : "Şimdi! Bu gece öğrendiğim şeyi test etme zamanı."
Lyon kılıcını iki eliyle kavradı.Zihninde manasını ikiye böldü. Bir kısmı hız için Yıldırım, diğer kısmı ise yıkım için Ateş.
[Kombo Yetenek: Yıldırım Alev Kılıcı!]
Kılıcının etrafında önce elektrik arkları oluştu, hemen ardından bu elektrikler yoğun bir alev tabakasıyla sarmalandı. Kılıç hem cızırdıyor hem de harlıyordu.
Mina ve Zane : Yok anasssınnn....
Lyon, Hobgoblin'in savunmasız bacağına doğru savurdu.
SLASH! SLASH!
Normalde kesilemez denilen Hobgoblin derisi, Lyon'un elementi birleştirdiği kılıcı karşısında tereyağı gibi eridi.
Hobgoblin acı içinde böğürerek dizlerinin üzerine çöktü.
Ghor’vak Vargûl Krothmar Drahgûn
Hiç kimse Hobgoblin in ne dediğini ne fısıldadığını anlamadı ve bir anlık savaştıklarını unuttular ve zafer kazanmış gibi davrandılar.
Lyon : İşte bu kadar sizi pis hobgoblinler , bizi öldürecebileceğiniz düşündüyseniz yanılıyorsunuz.
Mina : Çok iyiydi Lyon , yeni tekniğini beğendim ve iyi ki bizimle takımsın
Zane : Ellerine sağlık
Lyon : Siz keyfinize bakın ben burda olduğum sürece hiçbirinize dokunamazlar (HaHaHaHa )
Tabi ki lyon her ne kadar böyle rahat bir tavır sergilese de içten içte titriyordu. Ama savaş bitmemişti.
Şaman, Lyon'un dikkatinin dağıldığını fark edip ona doğru siyah bir büyü topu fırlattı.
Zane: "Lyooonnnn dikkaaaat eeeeeeet!"
Zane , Gölgelerin içinden fırlayarak Lyon'un önüne geçti ve hançerleriyle büyü topunu karşıladı ama darbenin etkisiyle geriye savruldu.
Zane , Lyon u korumak için o kadar çok büyük bir hasar almıştı ki , yerinden zar zor kımıldayabiliyor ve ağzından kan geliyordu.
Lyon : "Zaaaaneeeeee!"
Arkadaşının kendisinden dolayı aldığı bu hasarı görünce içerisinde ki öfke kontrolsüz bir şekilde dışarı akıyordu.
Hobgoblin Lideri, yaralı bacağına rağmen ayağa kalkmaya çalışıyordu. Zombi goblinler ise Mina'yı köşeye sıkıştırmıştı.
Durum umutsuz görünüyordu. Darius ve ekibinden ses seda yoktu, muhtemelen onlar da başka bir grupla savaşıyordu.
Mina : Lyoonn , yardım et nolur ben ben ben ölmekkkkkk istemiyorummmmmm.
Lyon'un gözleri parladı. Adrenalinden dolayı zaman yavaşlamış gibiydi.
Lyon : "Yemin ederimmm kii , Hepsini... Hepinizi tek tek öldürüp yakacağım! Agaca Kökten Hobgobline ağzından giricem"
Lyon kılıcını kınına soktu. Bu delilikti. Savaşın ortasında silahsız kalmıştı. Ama ellerini öne doğru uzattı.
Lyon : "Larita bana manayı hissetmemi söylemişti. Ama ben manayı hissetmiyorum... Ben manaya emrediyorum!"
Lyon takım arkadaşlarının gördüğü zararlardan dolayı deliye dönmüştü , o kadar çok öfkeliydi ki her şeyi yapabileceğine ve farkında olmadan yeni sistemler oluşturuyordu.
[Limit Aşımı: Mana Deşarjı]
Lyon'un vücudundan dışarıya doğru, hem Yıldırım hem de Ateş elementinden oluşan devasa bir dalga yayıldı.
"Yıldırım Fırtınası: Cehennem Versiyonu!"
Gökyüzünden düşen yıldırımlar, Lyon'un alevleriyle birleşerek ormanın o bölgesini bir felaket alanına çevirdi. Zombi goblinler anında küle dönüştü.
Şamanın bariyeri paramparça oldu. Hobgoblin Lideri ise kömüre dönmüş bir şekilde yere yığıldı.
Patlamanın dumanı dağıldığında, Lyon dizlerinin üzerindeydi. Manası tamamen tükenmişti (Mana: 0/370).
Mina, ağzı açık bir şekilde yanına koştu.
Mina : "Sen... Sen nesin be oğlum? O neydi öyle?!"
Zane, acı içinde doğrulurken hafifçe gülümsedi. Bu, onun yüzünde görülen ilk ifadeydi.
Zane : "Sanırım... gerçek bir canavarla aynı takımdayız."
Tam zafer kazandıklarını düşündükleri anda, ormanın daha da derinliklerinden, yerin altından gelen, insan diline benzemeyen,
tok ve korkutucu bir ses duyuldu.
"Benim hizmetkarlarımı... kim yok etti?"
Toprak yarıldı. Hobgoblin Lideri'nin bile yanında cüce kaldığı, yarı insan yarı ejderha görünümlü, elinde kara bir tırpan taşıyan, Seviye 40 bir Ejder-Adam (Draconian)
yavaşça çukurdan yükseldi.
Ejder-Adam, yani Draconian, insan ile ejderha kanının lanetli birleşiminden doğmuş kadim bir savaş ırkıydı.
Yaklaşık üç metre boyundaydı; vücudu siyaha yakın koyu mor pullarla kaplıydı ve her bir pulu, çelik zırh kadar sert görünüyordu.
Sırtından kısa ama sivri kemiksi çıkıntılar uzanıyor, omuzlarından aşağı doğru eski savaş izleri taşıyan kalın kaslar belirginleşiyordu.
Sarı, dikey göz bebekleri bir canavardan çok avını inceleyen zeki bir yırtıcıyı andırıyordu.
Elindeki kara tırpan, yalnızca fiziksel bir silah değil, aynı zamanda karanlık mana ile beslenen uğursuz bir ölüm aracına benziyordu.
Attığı her adımda toprak hafifçe titriyor, etrafındaki hava ağırlaşıyordu. Sıradan goblinler içgüdüleriyle saldırırken, Draconian düşünerek hareket ederdi.
Rakibinin korkusunu, yorgunluğunu ve zayıf noktasını sezebilecek kadar zekiydi.
Bu yüzden onu tehlikeli yapan şey yalnızca gücü değildi. Draconian, vahşi bir canavarın bedeniyle, tecrübeli bir savaşçının aklına sahipti.
Lyon ve ekibi için bu yaratık, karşılarına çıkan basit bir düşman değil; Strambeourg’un karanlık tarafında uyanmaya başlayan gerçek felaketlerin ilk habercisiydi.
Bu, bir "Saha Boss'u" değildi. Bu, yanlışlıkla uyandırılmış bir felaketti.
Lyon, titreyen elleriyle kılıcını tekrar kavramaya çalıştı ama parmakları hareket etmiyordu. Manası bitmişti, arkadaşları yaralıydı ve karşılarında Eliqsue Krallığı'nın en iyi
şövalyelerini bile zorlayacak bir canavar duruyordu.
Ejder-Adam, sarı, dikey göz bebeklerini Lyon'a dikti. "İlginç... İçinde Tanrıça'nın kokusu var küçük insan."
Lyon zorlukla gülümsedi. "Hey kertenkele surat... İkinci raunt için hazır mısın?"
Ama içinden tek bir şey geçiriyordu:
- Acil bir mucizeye ya da seviye atlamaya ihtiyacım var yoksa bu orman hepimizin gömüleceği ve kemiklerimize bile ulaşılamayacak bir mezar olacak!
[Görev Güncellendi: Hayatta Kal.]
Ejder-Adam (Draconian), elindeki kara tırpanı bir sineği ezer gibi havaya kaldırdı. Tırpanın ucunda kara bir enerji birikiyordu.
Bu darbe inerse, Lyon da dahil o bölgedeki her şey yok olacaktı.
Mina çığlık attı:
"Lyon! Kalk ayağa!" Bir yandan oklarını Draconian'ın gözlerine nişanlıyordu ama canavarın derisi o kadar sertti ki oklar pul zırhından sekip gidiyordu.
Zane, gölgelerin içinden fırlayıp canavarın topuğuna hançerini saplamaya çalıştı.
Çınnn!
Hançer metal bir yüzeye çarpmış gibi ses çıkardı ve kırıldı.
Zane: "Lanet olsun!"
- Geriye takla atarak kaçarken. "Bu şeyin seviyesi bizim ligimizin çok üstünde!"
Lyon yerde sürünürken gözleri kararıyordu. Manası sıfırdı, vücudu bitikti. Tırpan inmeye başladı…
Tam o sırada, zihninde beklediği o ses yankılandı. Az önce yaptığı o devasa patlamanın (Yıldırım Fırtınası) öldürdüğü Hobgoblin Lideri, Şaman ve onlarca zombinin Tecrübe
Puanları (EXP) nihayet hesaplanmıştı.
[Hesaplama Tamamlandı.]
[Öldürülen Düşmanlar: Hobgoblin Lideri (Lvl 15), Goblin Şamanı (Lvl 12), Zombi Sürüsü (x45)]
[Devasa XP Kazanımı!]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 5 -> Lvl 6]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 6 -> Lvl 7]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 7 -> Lvl 8]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 8 -> Lvl 9]
Ve hemen ardından, Lyon’un vücudunu altın sarısı bir ışık huzmesi sardı. Bu, oyun sisteminin en sevilen özelliğiydi:
[Sistem Özelliği Aktif: SEVİYE ATLAMA BONUSU]
[Tüm HP, MANA ve DAYANIKLILIK %100 Yenilendi.]
[Tüm Bekleme Süreleri Sıfırlandı.]
[Tüm Yaralar İyileştirildi.]
Lyon'un gözleri aniden parladı. Az önceki yorgun, bitkin halinden eser kalmamıştı. Vücudu enerjiyle dolup taşıyordu.Ejder-Adam’ın tırpanı Lyon’un boynuna bir santim kala
durdu. Çünkü Lyon, tek eliyle tırpanın sapını yakalamıştı. Ejder-Adam şaşkınlıkla hırladı:
"Ne?! Az önce ölmek üzereydin solucan!"
Lyon ayağa kalktı, üzerindeki tozları silkelerken sırıttı.
Lyon : "Üzgünüm Draconian ama asıl eğlence şimdi başlıyor. Bizim dünyamızda buna 'Respawn' (Yeniden Doğuş) denir!"
İstatistikler (Lvl 9):
HP: 450/450
Mana: 800/800 (Fulllendi!)
Lyon, tırpanı iterken bağırdı: "Mina, Zane! Saldırın! Enerjim fulllendi!"
Mina şaşkınlıktan neredeyse yayını düşürecekti ama hemen toparladı. "Bu çocuk bir canavar!" diye bağırıp Draconian'ın dikkatini dağıtmak için patlayıcı oklarından birini fırlattı.
Lyon, kılıcını çekti. Ancak bir sorun vardı. Kılıcı az önceki patlamadan dolayı çatlamıştı. Sıradan bir demir kılıç, Lyon’un artan gücünü ve Draconian'ın sert derisini
kaldıramazdı. "Dayan emektar," dedi Lyon kılıcına bakarak. "Bunu atlatırsak seni emekli edeceğim."
[Mana Deşarjı: Yıldırım Kırbacı!]
Lyon bu sefer kılıcını savurmak yerine, manasını kılıcın ucundan uzatarak saf elektrikten oluşan uzun bir kırbaç yarattı. Draconian'ın tırpanına doladı ve var gücüyle çekti.
GÜÜÜÜÜÜMMMMMM!
Draconian dengesini kaybedip öne doğru sendeledi. Zane bu fırsatı kaçırmadı. Kırık hançeriyle değil, Hobgoblin’den düşen zehirli bir dişle Draconian’ın zırhının en zayıf
noktası olan boyun altına saldırdı.
Ejder-Adam acıyla kükredi ve geri çekilmek zorunda kaldı.
" Bu imkansız! Siz sadece birer küçük çocuklar olmalısınız.Bu kadar güçlü olmanız çok anlamsız!"
Lyon : Portakalı soymadann içinden ne çıkacağını bilemezsinnn kardeşşş.
Lyon havaya sıçradı. Elindeki tüm manayı (800 Mana) tek bir vuruşa, ama bu sefer daha yoğun, daha keskin bir vuruşa odakladı.
Lyon : "Yıldırım Ejderhasının Pençesi!" (Lyonun uydurduğu yeni bir teknik)
Lyon’un kılıcı mavi bir ejderha pençesi şeklini aldı ve Draconian’ın göğsüne indi.
ÇAT! ÇAT! ÇAT! ÇAT!
Draconian’ın göğüs zırhı parçalandı ve derin bir yara açıldı. Ancak Lyon’un kılıcı da bu darbeye dayanamayarak tuzla buz oldu.
Lyon : Teşekkür ederim emektar , seninle çok vakit geçirmesek te bugün ki savaşta çok iyi dayandınnn.
Silahsız kalan Lyon yere düştü. Ejder-Adam ağır yaralıydı ama ölmemişti. Ancak korkmuştu. Karşısındaki bu "Ölümsüz" çocuktan ürkmüştü.
"Bunu unutmayacağım!" diye hırladı Ejder-Adam.
Yere kara bir duman bombası fırlattı ve dumanın içinde kaybolarak yer altına kaçtı.
Sessizlik çöktü.
Mina titreyerek ağacın arkasından çıktı.
Mina : "Gitti mi? O devasa şey gerçekten kaçtı mı?"
Zane ise yerde parlayan bir şeye bakıyordu. Ejder-Adam kaçarken göğsünden bir parça ve bir kese düşürmüştü.
Lyon derin bir nefes aldı. Seviye atlamanın verdiği enerjiyle hala ayaktaydı ama silahı yoktu. Zane yerden düşenleri topladı ve Lyon’a getirdi.
Zane : "Bunlar Hobgoblin'den ve o yaratıktan düştü,"
Lyon'un gözleri parladı. Oyun bilgisi devreye girdi.
[Eşya Tanımlandı: Draconian Pulu (Nadir Maden)]
Çok sert ve dayanıklı bir zırh veya silah yapımında kullanılır.
[Eşya Tanımlandı: Kutsal Efsun Kağıdı (Seviye 1)]
Bir eşyaya rastgele bir özellik (Güç, Kritik Vuruş, Hız vb.) ekler.
[Eşya Tanımlandı: Silah Yükseltme Parşömeni (+1)]
Silahın saldırı gücünü ve dayanıklılığını arttırır. Başarısız olma ihtimali yoktur.
Lyon: Hahahahaha "İşte bu! Sadece seviye atlamak yetmiyor. O kertenkelenin derisini
delemememin sebebi silahımın 'ham' olmasıydı. Silahlarımıza artı (+) basmamız ve efsunlamamız lazım!"
Mina merakla lyona doğru yaklaştı.
Mina : "Artı basmak mı? Efsun mu? Büyücüler Loncası'ndaki o pahalı işlemlerden mi bahsediyorsun?"
Lyon başını salladı.
Lyon: "Hayır, çok daha iyisi. Bunu kendimiz yapacağız. Maceracılar Loncası'na döndüğümüzde, demirciye gidip bu pulları ve parşömenleri kullanacağız.
Eğer silahımı +3 veya +4 yapabilirsem ve üzerine 'Zırh Delme' efsunu atabilirsem, o Draconian bir dahaki sefere kaçamayacak."
Zane hançerini inceledi. "Benimkiler de kırıldı. Daha güçlü silahlara ihtiyacımız var."
Lyon ekibine baktı. "Toplanın. Görev tamamlandı sayılır. Goblin tehdidini durdurduk ve büyük bir düşmanı püskürttük. Şimdi şehre dönüp Ganimetlerimizi değerlendirme vakti.
Ve size söz veriyorum, bir dahaki sefere hepinizin elinde parlayan, efsunlu silahlar olacak."
Üçlü, yorgun ama zafer kazanmış bir şekilde ormandan çıkıp buluşma noktasına giderken, Lyon içinden statü penceresini kontrol etti.
İsim: Lyon
Seviye: 9 (Yüksek Tecrübe)
Sınıf: Yıldırım Büyü Şövalyesi
Meslek: Demircilik (Kilitli - Açılmak Üzere), Efsunculuk (Kilitli)
Lyon : "Demek meslekler de var. Kendi kılıcımı kendim dövüp, üzerine efsun bastığımda. İşte o zaman gerçek bir Kahraman olacağım."
Şehre döndüklerinde onları bir sürpriz bekliyordu. Maceracılar Loncası'nın önünde büyük bir kalabalık vardı ve Darius'un grubu, parçalanmış zırhlarıyla, perişan bir halde
sedyelerle taşınıyordu. Onlar sadece normal goblinlerle karşılaşmış ve zorlanmışlardı.
Lyon, Mina ve Zane ise, üzerlerinde Draconian kanı, ellerinde nadir ganimetler ve yüzlerinde kendinden emin bir ifadeyle kalabalığın arasından geçtiler.
Grakor onları görünce şaşkınlıkla donakaldı. "Siz... O ormandan sağ mı çıktınız?"
Lyon, Hobgoblin Lideri'nin kafasını (kestiğiniz bir canavarın kulağını , kafasını ya da herhangi bir parçasını kanıt niteliğinde göstermek için alınır).
Grakor'un ayaklarının dibine yuvarladı.
Lyon : "Sadece sağ çıkmadık Usta Grakor," kırık kılıcının kabzasını göstererek.Seviye atladık. Şimdi izninizle, demirciye gitmemiz lazım. + basılacak çok eşyamız var."
Lyon, Mina ve Zane, Maceracılar Loncası'nın gürültüsünü arkalarında bırakıp şehrin sanayi bölgesine, “Kızıl Örs Demirci Atölyesi”ne doğru ilerlediler. Atölyeden gelen metal sesleri ve bacadan yükselen siyah duman, Lyon'un içindeki o tanıdık “upgrade yapma” heyecanını körüklüyordu.
Eliqsue Krallığı, Strambeourg Diyarı’nın insanlara ait en büyük ve en eski krallıklarından biriydi.
Şehir, yüksek taş surlarla çevriliydi; surların üzerinde mızraklı askerler nöbet tutuyor, gözcü kulelerinden kuzeydeki orman yolları sürekli izleniyordu.
Çünkü krallığın sınırlarının ötesinde artık sıradan haydutlar değil; goblin kabileleri, kara büyü kullanan yaratıklar ve uzun zamandır görülmediği sanılan Draconianlar dolaşıyordu.
Şehrin merkezinde, beyaz taşlardan yapılmış Eliqsue Sarayı yükseliyordu. Sarayın arkasında Tanrıça Katsuna’ya adanmış büyük dini merkez bulunuyordu.
Lyon’un sınıfını ve elementini öğrenmek için elini koyduğu kutsal küre de oradaydı.
Bu yüzden halk için saray yalnızca kralın yaşadığı yer değil, aynı zamanda Tanrıça’nın iradesinin krallığa ulaştığı kutsal merkez olarak görülürdü.
Merkezden uzaklaştıkça şehrin yüzü değişiyordu. Geniş meydanlar yerini dar taş sokaklara, süslü binalar yerini is kokan atölyelere bırakıyordu.
Bir tarafta zırh tamir eden ustalar, diğer tarafta mana kristali satan tüccarlar vardı. Bazı dükkânların kapısında kılıçlar, bazılarınkinde büyü parşömenleri,
bazılarındaysa canavar kemiklerinden yapılmış tuhaf eşyalar sergileniyordu.
Mina yürürken etrafa alışkın bir rahatlıkla bakıyordu.
Mina:
“Eliqsue’ye ilk kez gelen biri genelde önce saraya bakar. Ama asıl hayat burada döner. Maceracılar para kazanır, demirciler silah yapar, simyacılar iksir satar, sonra herkes tekrar canavarların üstüne gönderilir.”
Zane, sessizce yürümeye devam ederken göz ucuyla sokak aralarını kontrol ediyordu.
Zane:
“Bu şehir güçlü görünür. Ama dışarıdaki köyler bu surların arkasındaki insanlar kadar şanslı değil.”
Lyon bu söz üzerine bir an duraksadı. Sabah ormanda gördükleri aklına geldi. Goblinler, şaman, Hobgoblin ve o korkunç Draconian…
Eğer bu yaratıklar gerçekten güçlenmeye başladıysa, Eliqsue’nin yüksek surları bile bir gün yeterli olmayabilirdi.
Yollarına devam ederlerken, sanayi bölgesinin gürültüsü daha da arttı.
Çekiçlerin örse vuruşu, körüklerin uğultusu ve kızgın metale dökülen suyun çıkardığı tıslama sesi havayı dolduruyordu.
Burası, Eliqsue Krallığı’nın savaş gücünü ayakta tutan yerdi. Şövalyelerin kılıçları, maceracıların zırhları, okçuların ok uçları ve büyücülerin mana ile güçlendirilmiş asaları burada hazırlanırdı.
Lyon, kırık kılıcının kabzasını sıkıca kavradı.
Lyon içinden:
“Bu dünya sadece seviye atlamaktan ibaret değil. Silah, bilgi, para, loncalar, krallık, halk… Her şey birbirine bağlı. Eğer gerçekten güçleneceksem, bu dünyanın sistemini de öğrenmem gerekiyor.”
Tam o sırada karşılarında, bacasından kara dumanlar yükselen büyük taş bina belirdi. Kapısının üzerinde kızıl renkte parlayan bir tabela vardı:
KIZIL ÖRS DEMİRCİ ATÖLYESİ
Mina sırıtarak kapıyı işaret etti.
Mina:
“İşte geldik. Eliqsue’de bir silahı adam edecek biri varsa, o da Thorn’dur.”
Lyon’un gözlerinde heyecan parladı.
Lyon:
“O zaman başlayalım. Çünkü bu kırık kılıçla bir sonraki Draconian’a kafa tutamam.”
İçerisi cehennem gibi sıcaktı. Kaslı, sakalları is ve terden birbirine yapışmış devasa bir adam, örsün üzerinde kor halindeki bir çeliği dövüyordu.
Bu, şehrin en iyi demircisi Thorn'du.
Thorn, içeri giren üçlüye bakmadan homurdandı:
"Tamirat işleri için çırağa gidin, özel sipariş almıyorum. Çok yoğunum."
Lyon, sırt çantasından Hobgoblin Lideri'nden düşen [Kara Çelik Parçası] ve Draconian'dan düşen [Ejder-Adam Pulu]'nu tezgahın üzerine "tak" diye bıraktı.
Thorn, malzemelerin çıkardığı tok sesi duyunca çekicini havada durdurdu. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Malzemeleri eline alıp inceledi.
"Bu... Bu pul... Eliqsue Krallığı'nda yüzyıllardır görülmeyen bir Draconian'a ait! Ve bu çelik... İnanılmaz derecede yoğun. Çocuk, sen bunları nereden buldun?"
Lyon sırıttı. "Uzun hikaye Demircilerin Ustası Thorn. Ama bunlarla bize silah yapmanı istiyorum. Sıradan silahlar değil. Benim yöntemimle."
Thorn kaşlarını çattı. "Senin yöntemin mi? Ben 40 yıldır demir dövüyorum velet."
Lyon, elindeki [Silah Yükseltme Parşömeni (+1)] ve [Efsun Kağıdı]'nı gösterdi.
Lyon : Bunları kullanarak. Merak etme, sadece çekici sen vuracaksın, büyüyü ben yönlendireceğim."
Lyon'un gözlerinin önünde yeni bir sistem penceresi açıldı:
[Zanaat Sistemi Aktif]
[Mevcut Meslek: Efsunlu Demircilik (Başlangıç)]
[Başarı Oranı: %100 (Kahraman Şansı Bonusu ile)]
Thorn, kağıtları görünce yutkundu. Bu parşömenler antik çağlardan kalma tekniklerdi. "Pekala," dedi Thorn, sesi titreyerek. "Ne istiyorsun?"
Lyon planını açıkladı. Hobgoblin'in kara çeliği ve Draconian'ın pulu eritilip üç silahın özüne akıtılacaktı.
YÜKSELTME AŞAMASI
Önce Zane'in hançerleri yapıldı. Thorn metali döverken, Lyon parşömeni metalin üzerine koydu. Kağıt alev almadı, aksine metalin içine eridi.
Lyon içinden komut verdi: "Yükselt!"
Örsün üzerinde kör edici mavi bir ışık patladı.
ÇINNN!
Zane'in elindeki paslı hançerler gitmiş, yerine simsiyah, üzerinde mor damarlar olan ve hafifçe duman tüten iki hançer gelmişti.
[Zehirli Gölge Hançeri +3]
Saldırı Gücü: 180
Özellik: Vuruşlarda %15 ihtimalle rakibi zehirler.
Zane hançerleri eline aldığında gözleri parladı. "Bu... Çok hafif ama çok ölümcül hissettiriyor."
Sıra Mina'nın yayına gelmişti. Thorn, yayı esnek bir metal alaşımla güçlendirirken Lyon efsun kağıdını kullandı.
[Rüzgar Fırtınası Yayı +3]
Saldırı Gücü: 165
Özellik: Ok menzili %50 artar ve oklar rüzgarı delip geçer.
Mina sevinçle zıpladı.
Mina : "Aman Allah'ım! Bununla uçan bir sineği bile krallığın öbür ucundan vurabilirim!"
Sıra Lyon'a geldi. Lyon, Draconian pulunun tamamını kılıcı için kullandı.
Thorn ter içinde kalmıştı. "Bu metal... Bana direniyor!"
Lyon elini kor halindeki kılıca uzattı. "Sistem, Şans Faktörünü Maksimuma Çıkar! Efsun Bas!"
Efsun kağıdı kılıcın üzerine yapıştı ve kılıç önce kırmızı, sonra turuncu, en sonunda ise göz alıcı bir altın sarısı renkte parladı.
[BAŞARILI!]
[Efsun: Tam İsabet!]
Thorn maşayla kılıcı suya soktuğunda çıkan buhar tüm atölyeyi kapladı. Lyon kılıcı sudan çıkardı. Kabzası ejderha derisi gibi pütürlü, namlusu ise alev desenliydi ve üzerinde
statik elektrik dolaşıyordu.
[Eşya: Kızıl Yıldırım Ejder Kılıcı +4]
Saldırı Gücü: 250
Büyü Gücü: 150
Efsun 1: %10 Delici Vuruş (Zırhı yok sayar)
Efsun 2: %8 Kritik Vuruş Şansı
Efsun 3: Yarı İnsanlara Karşı Güçlü +%20
NOT: (Burada hayallerim biraz da günümüz oyunu metin2 lere gitmiş olabilir. Burayı yazarken çok büyük bir kahkaha atmıştım)
Lyon kılıcı havada savurdu. Kılıç havayı yararken çıkan ses, bir ıslık değil, bir kükremeydi. "İşte şimdi hazırım," dedi Lyon.
Lyon , Zane ve Mina demirci atölyesinde yeni silahlarının geliştirilmesinin hevesiyle ilgilenirken ise Eliqsue Krallığının dışarısında yeni sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştı.
------------------ 3.BÖLÜM SONUNA GELDİK DİĞER BÖLÜM -----------------
------------------ KRALİYET SARAYI - ACİL TOPLANTI ------------------
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM ------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE ------------------
Sınıf: Büyü Yıldırım Şövalyesi (Kendi koyduğu isim)
Seviye: 5
HP: 150 (Başlangıç: 10)
Mana: 320 (Başlangıç: 50)
Hız: 25 (Başlangıç: 3)
Dayanıklılık: 40 (Başlangıç: 10)
Güç: 35
Aktif Yetenekler:
Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 4): Kılıç savurma hızı ve dengesi arttı.
Yıldırım Küresi (Seviye 3): Tek hedefe yüksek hasar verir.
Yıldırım Adımı (Seviye 1): (YENİ) Manayı bacaklara yönlendirerek kısa mesafede
patlayıcı hız sağlar.
Toprak Kalkanı (Seviye 1): (YENİ) Vücudun etrafında ince bir taş tabakası oluşturur,
fiziksel hasarı %10 azaltır.
------------------ LYON 3.BÖLÜM -----------------------
Lyon yumruğunu sıktı. Artık sadece "oyun oynayan bir çocuk" değildi. O, bu dünyanın kurallarıyla oynayan bir savaşçıya dönüşüyordu.
Grakor devam etti: "Gruplara ayrılacaksınız. Her grup 3 kişi olacak.
Birinci Grup: Darius, Elara (Gözetmen olarak) ve Tank sınıfından Korg.
İkinci Grup: Lyon, Mina (Gönüllü oldu) ve..."
Grakor kalabalığa bakındı. Köşede, kapüşonunu yüzüne kadar çekmiş, sessizce duvara
yaslanan, varlığıyla yokluğu bir olan gizemli bir genci işaret etti ve gölgelerin sessiz takipçisi, Suikastçı sınıfından Zane."
Zane, isminin söylenmesiyle yavaşça başını kaldırdı. Gözleri simsiyah ve donuktu,
belinde ise iki tane kısa hançer asılıydı. Hiçbir şey söylemeden sadece başıyla onayladı ve Lyon ile Mina'nın yanına doğru sessizce süzüldü.
Mina, Lyon'un kulağına fısıldadı: "Bu çocuk biraz ürkütücü, hiç konuşmuyor. Ama hançerleri çok hızlıymış."
Lyon ekibine baktı.
Bir Büyücü/Şövalye (Kendisi), hiperaktif bir Okçu (Mina) ve gizemli bir Suikastçı (Zane).
"Harika," dedi Lyon içinden. "Tam bir RPG partisi olduk. Alacakaranlık Ormanı bizi bekler!"
Grakor Yüksek Sesle Bağırdı: "Hazırlanın Sizi Çaylaklar! Yarın şafakta yola çıkıyoruz. Goblinler sizi bekliyor!"
Lyon kılıcını kınına sokarken, parmak uçlarındaki elektrik kıvılcımları heyecanla titredi.
Bu, onun ilk gerçek savaşı olacaktı. Ve bu sefer, "Save/Load" (Kaydet/Yükle) tuşu yoktu.
Lyon: Yarın için çok heyecanlıyım ve korkuyorum. Başka bir diyardan buralara zorla geldim, şimdi ise hiç yaşamadığım bir heyecanı , tecrübeyi yaşayacağım.
Tüm yaşayacaklarım artık bir oyun ya da film senaryosu değil hepsi gerçekliği ile karşımda...
Mina : Lyon ve Zane artık yarın için hazırlanma vakti , gidip dinlenelim ve sabah yola çıkmak için hazır olmamız şart.
Lyon : Doğru diyorsun Mina , gidip dinlenelim.
Zane ise tüm her şeye tepkisiz kalarak yarın ki Goblin seferi için dinlenmeye çekildi.
O gece, tüm Lonca derin bir uykudayken Lyon’un odasındaki mum hala yanıyordu. Yarınki görev sadece bir av değil, onun bu dünyadaki varoluşunun kanıtı olacaktı.
Darius’un alaycı bakışları ve Maceracılar Loncası’ndaki o aşağılayıcı kahkahalar zihninde yankılanıyordu.
Lyon, odasının ortasına geçti. "Büyücü Larita sadece Yıldırım ve Toprak elementlerine yatkın olduğumu söylemişti.
Ama..." Lyon kendi avucuna baktı. "Ben bir Kahramanım. Anime ve mangalarda ana karakterler sınırlarını kendi çizer. Eğer manayı sürtünmeyle birleştirirsem..."
Gözlerini kapattı. Manasını damarlarında hissetti. Yıldırım elementi doğası gereği hızlı ve vahşiydi.
Onu yavaşlatıp, yoğunlaştırarak molekülleri titreştirmeye odaklandı.
"Yan..." diye fısıldadı. Dişlerini sıkıyordu, alnından terler boşalıyordu. Manası direniyordu. Ama Lyon’un iradesi, sistemin kurallarını bükmeye başlamıştı.
[Sistem Uyarısı: Uyumsuz Element Zorlanıyor...]
[Sistem Uyarısı: Kahraman Ünvanı Devrede. Element Kısıtlaması Kaldırılıyor.]
Birden Lyon’un avucunun içinde küçük ama hırçın bir alev topu parladı! Odanın ısısı aniden yükseldi.
"Başardım!" diye bağırdı fısıltıyla. Hemen ardından şınav pozisyonuna geçti. Alev kontrolünü kaybetmeden vücudunu zorlaması gerekiyordu.
"98... 99... 100!"
Tek eliyle şınav çekerken diğer eliyle alev topunu havada tutmaya çalışıyordu. Hem fiziksel gücünü, hem manasını, hem de zihinsel odaklanmasını aynı anda eğitiyordu.
[Gelişim Raporu]
Güç: +2
Çeviklik: +3
Mana Kapasitesi: +50
Yeni Yetenek Kilidi Açıldı: Alev Kılıcı (Başlangıç Seviyesi) - Mananı kılıcına aktararak onu yakıcı bir silaha dönüştür.
Sabah olduğunda Lyon hiç uyumamıştı ama garip bir şekilde enerjikti. Yeni bir element ve artan istatistiklerle, artık dünkü Lyon değildi.
Yine de bunun sarhoşluğuna kapılmamaya çalıştı. Çünkü Tanrıça Katsuna’nın sözleri hâlâ zihninin bir köşesinde yankılanıyordu: “Seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.”
Bu yüzden kazandığı yeni gücü kimseye hemen göstermemeye karar verdi. Ateş elementini ve Alev Kılıcı yeteneğini şimdilik saklayacaktı.
Önce bu dünyanın insanlarını, kurallarını ve kendisinden ne beklendiğini daha iyi anlamalıydı.
Kısa süre sonra Şövalye Loncası’nın avlusunda herkes toplandı. Grakor, göreve katılacak çaylakların karşısında durmuş, sert bakışlarla hepsini süzüyordu.
Elara ise Lyon’un yüzündeki uykusuz ama kararlı ifadeyi fark etmişti.
Elara:
“Hiç uyumadın, değil mi?”
Lyon hafifçe gülümsedi.
Lyon:
“Biraz çalıştım diyelim.”
Elara kaşlarını çattı ama daha fazla üstelemedi. Lyon’un dün gece bir şeyler başardığını anlamıştı fakat bunun ne olduğunu bilmiyordu.
Mina ise her zamanki enerjisiyle yanlarına koştu. Sırtında yayı, belinde ok çantası vardı.
Mina:
“İlk görevimiz! Goblin avı! Kulağa kolay geliyor ama bence kesin başımıza garip bir şey gelecek.”
Köşede sessizce bekleyen Zane, kapüşonunun altından orman yönüne baktı.
Zane:
“Alacakaranlık Ormanı’nda kolay görev olmaz.”
Bu sözlerle birlikte ortamın havası değişti. Grakor, ağır adımlarla Lyon’un önüne geldi.
Grakor:
“Unutma Lyon. Eğitim alanında düşersen kalkarsın. Ama ormanda düşersen, seni kaldıracak kimse olmayabilir. Kahraman olman seni ölümsüz yapmaz.”
Lyon ciddi bir ifadeyle başını salladı. İçinden statü penceresini açtı. Gücü artmıştı ama hâlâ bu dünyanın gerçek savaşlarını tam olarak bilmiyordu.
Kısa bir hazırlığın ardından Lyon, Mina ve Zane şehir kapısından dışarı çıktı. Eliqsue Krallığı’nın taş yolları yavaş yavaş yerini çamurlu patikalara bıraktı.
Şehrin kalabalık sesi arkalarında kaybolurken, kuzeyden esen soğuk rüzgâr yüzlerine çarpıyordu.
Yol boyunca Mina birkaç kez konuşmaya çalıştı ama ormana yaklaştıkça Zane’in sessizliği ve çevredeki garip durgunluk hepsini etkiledi.
Kuş sesleri azaldı, ağaçlar sıklaştı, toprağın kokusu değişti. Lyon, elini istemsizce kılıcının kabzasına götürdü.
Dün gece kazandığı güç ona güven veriyordu ama aynı zamanda içinde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Çünkü ilk kez gerçekten bir canavarla karşılaşacaktı.
Bu bir oyun değildi. Karşısına çıkacak şeylerin canı vardı; onun da canı vardı ve bunun farkında olarak hiçbir canlıya zarar vermesede bu diyarda
bir canavara merhamet göstermesi kendi sonunun geleceğini biliyordu.
Ve sonunda, birkaç saatlik yolculuğun ardından Alacakaranlık Ormanı’nın karanlık sınırına vardılar.
Ormanın önünde geniş ama sessiz bir açıklık vardı. Ağaçların arasından içeri doğru uzanan birkaç dar patika, farklı yönlere ayrılıyordu.
Grakor, grupların önünde durdu ve ağır bakışlarını tek tek öğrencilerin üzerinde gezdirdi.
Grakor:
“Buradan sonrası eğitim alanı değil. Alacakaranlık Ormanı’na adım attığınız anda her ses, her gölge ve her koku sizin için bir uyarı olacak.
Goblinleri hafife alan ilk kişi, büyük ihtimalle geri dönemeyen ilk kişi olur.”
Darius kendinden emin bir şekilde kılıcını omzuna yasladı ama Grakor’un sert bakışıyla sessizleşti.
Grakor:
“Her grup ormana farklı bir noktadan girecek. Böylece goblinlerin izlerini daha geniş alanda takip edeceğiz.
Amacınız kahramanlık gösterisi yapmak değil; goblin hareketliliğinin kaynağını bulmak, sivillere tehdit oluşturacak bir yuva varsa yerini tespit etmek ve hayatta kalmak.”
Grakor elindeki kaba çizilmiş haritayı açtı. Haritada ormanın girişleri kırmızı işaretlerle ayrılmıştı.
Grakor:
“Birinci Grup: Darius, Elara ve Korg. Siz batı patikasından gireceksiniz. Orası daha geniş ama eski savaş kalıntılarıyla dolu. Darius, acele edip grubu tehlikeye atarsan seni goblinlerden önce ben gömerim.”
Darius hafifçe homurdandı.
Darius:
“Anlaşıldı Usta Grakor.”
Elara ise sakin bir şekilde başını salladı.
Grakor:
“İkinci Grup: Lyon, Mina ve Zane. Siz doğu tarafından, sık ağaçların arasındaki dar yoldan ilerleyeceksiniz.
Orası sessiz görünür ama pusu için en uygun bölgedir. Gözünüz sürekli çevrede olacak.”
Mina yayını daha sıkı kavradı.
Mina:
“Pusu varsa önce ben fark ederim.”
Zane kapüşonunun altından kısaca konuştu.
Zane:
“Fark edemezsen ben ederim.”
Lyon ikisine baktı ve içinden derin bir nefes aldı. Dün gece kazandığı güç ona güven veriyordu ama Grakor’un sözleri, bu görevin oyun olmadığını bir kez daha hatırlatmıştı.
Grakor:
“Eğer tehlike seviyenizi aşan bir yaratıkla karşılaşırsanız savaşmayın. Geri çekilin, işaret fişeği atın ve grubunuzu koruyun. Unutmayın; bu görevde önemli olan kimin daha çok goblin öldürdüğü değil, kimin sağ döndüğüdür.”
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Grakor son kez konuştu.
Grakor:
“Şimdi ilerleyin. Her grup kendi girişinden ormana girecek. Gün batmadan önce belirlenen buluşma noktasında toplanacağız.”
Gruplar yavaşça birbirinden ayrıldı. Darius, Elara ve Korg batı patikasına yönelirken; Lyon, Mina ve Zane doğudaki dar ve karanlık geçide doğru yürüdü.
------------------ ALACAKARANLIK ORMANI ------------------
Ormanın girişi bile tekinsizdi. Ağaçlar gökyüzünü kapatacak kadar sık ve siyahtı. İçeriden gelen çürümüş yaprak kokusu mide bulandırıcıydı.
Mina yayını germiş, tetikte bekliyordu. "Burası normalden daha sessiz," dedi fısıldayarak.
"Kuş sesi bile yok."
Zane, bir gölge gibi önlerinde süzülüyordu. Aniden durdu ve elini kaldırdı. İki parmağıyla ileriyi işaret etti.
Çalıların arasından hırıltılar gelmeye başladı. Önce iki çift kırmızı göz, sonra on, sonra yirmi...
"Pusu Kurmuşlar!" diye bağırdı Lyon.
Normal goblinler bekliyorlardı ama karşılarına çıkanlar farklıydı. Bunlar zırh giyiyorlardı! Paslı miğferler ve deri zırhlarla donanmış, ellerinde zehirli hançerler olan
"Elit Goblin Suikastçıları" etraflarını sarmıştı.
Lyon: "Dikkatli olun, bunlar sıradan goblinler değil!” diyerek kılıcını çekti.
Bir goblin çığlık atarak Mina'ya atıldı. Mina havada takla atarak geriye sıçradı ve havada üç ok birden fırlattı.
Vızz! Vızz! Vızz!
Oklar goblinin miğferindeki deliklerden girip onu yere serdi.
Mina : "Beni hafife alma pis kokuşmuş canavar!"
Ancak asıl sorun Lyon'un önündeydi.
Ormanın derinliklerinden, üç metre boyunda, elinde devasa bir ağaç kütüğünü sopa gibi kullanan bir Hobgoblin Lideri çıktı.
Yanında ise garip büyülü sözler mırıldanan yaşlı bir Goblin Şamanı vardı.
Şaman asasını yere vurdu ve ölen goblinlerin cesetleri titremeye başladı.
Lyon'un gözleri büyüdü. "Bu bir Nekromansi (Ölü Çağırma) büyüsü! Ölüleri diriltiyor!"
Lyon : Dikkat edin , şimdiye dek kestiğimiz tüm goblinler tekrar hayata döndürülüyor , eğer ki Nekromansiyi kesemezsek bizim için işler çok zorlaşacak.
Çık bakalım şimdi işin içinden çıkabilirsen.
Öldürdükleri goblinler, zombi olarak tekrar ayağa kalktı. Durum kontrolden çıkıyordu.
Etrafları hem canlı elit goblinler hem de ölümsüz zombilerle sarılmıştı.
Lyon: "Mina, Şamanı indir! Yoksa bunlar bitmez!"
Mina : "Deniyorum ama Hobgoblin önünü kapatıyor! Derileri o kadar kalın ki attığım oklar hiçbir işe yaramıyor Lyon"
Mina ok yağdırıyordu ama Hobgoblin'in derisi o kadar kalındı ki oklar kürdan gibi sekiyordu.
Hobgoblin Lideri kükreyerek Lyon'a doğru koşmaya başladı. Yer sarsılıyordu. Lyon kaçmak yerine derin bir nefes aldı.
[Yetenek Aktif: Yıldırım Adımı]
Bacaklarında mavi elektrik kıvılcımları çaktı. İnanılmaz bir hızla yana kayarak Hobgoblin'in dev sopasından sıyrıldı. Sopa yere çarptığında büyük bir krater açtı.
Lyon : "Şimdi! Bu gece öğrendiğim şeyi test etme zamanı."
Lyon kılıcını iki eliyle kavradı.Zihninde manasını ikiye böldü. Bir kısmı hız için Yıldırım, diğer kısmı ise yıkım için Ateş.
[Kombo Yetenek: Yıldırım Alev Kılıcı!]
Kılıcının etrafında önce elektrik arkları oluştu, hemen ardından bu elektrikler yoğun bir alev tabakasıyla sarmalandı. Kılıç hem cızırdıyor hem de harlıyordu.
Mina ve Zane : Yok anasssınnn....
Lyon, Hobgoblin'in savunmasız bacağına doğru savurdu.
SLASH! SLASH!
Normalde kesilemez denilen Hobgoblin derisi, Lyon'un elementi birleştirdiği kılıcı karşısında tereyağı gibi eridi.
Hobgoblin acı içinde böğürerek dizlerinin üzerine çöktü.
Ghor’vak Vargûl Krothmar Drahgûn
Hiç kimse Hobgoblin in ne dediğini ne fısıldadığını anlamadı ve bir anlık savaştıklarını unuttular ve zafer kazanmış gibi davrandılar.
Lyon : İşte bu kadar sizi pis hobgoblinler , bizi öldürecebileceğiniz düşündüyseniz yanılıyorsunuz.
Mina : Çok iyiydi Lyon , yeni tekniğini beğendim ve iyi ki bizimle takımsın
Zane : Ellerine sağlık
Lyon : Siz keyfinize bakın ben burda olduğum sürece hiçbirinize dokunamazlar (HaHaHaHa )
Tabi ki lyon her ne kadar böyle rahat bir tavır sergilese de içten içte titriyordu. Ama savaş bitmemişti.
Şaman, Lyon'un dikkatinin dağıldığını fark edip ona doğru siyah bir büyü topu fırlattı.
Zane: "Lyooonnnn dikkaaaat eeeeeeet!"
Zane , Gölgelerin içinden fırlayarak Lyon'un önüne geçti ve hançerleriyle büyü topunu karşıladı ama darbenin etkisiyle geriye savruldu.
Zane , Lyon u korumak için o kadar çok büyük bir hasar almıştı ki , yerinden zar zor kımıldayabiliyor ve ağzından kan geliyordu.
Lyon : "Zaaaaneeeeee!"
Arkadaşının kendisinden dolayı aldığı bu hasarı görünce içerisinde ki öfke kontrolsüz bir şekilde dışarı akıyordu.
Hobgoblin Lideri, yaralı bacağına rağmen ayağa kalkmaya çalışıyordu. Zombi goblinler ise Mina'yı köşeye sıkıştırmıştı.
Durum umutsuz görünüyordu. Darius ve ekibinden ses seda yoktu, muhtemelen onlar da başka bir grupla savaşıyordu.
Mina : Lyoonn , yardım et nolur ben ben ben ölmekkkkkk istemiyorummmmmm.
Lyon'un gözleri parladı. Adrenalinden dolayı zaman yavaşlamış gibiydi.
Lyon : "Yemin ederimmm kii , Hepsini... Hepinizi tek tek öldürüp yakacağım! Agaca Kökten Hobgobline ağzından giricem"
Lyon kılıcını kınına soktu. Bu delilikti. Savaşın ortasında silahsız kalmıştı. Ama ellerini öne doğru uzattı.
Lyon : "Larita bana manayı hissetmemi söylemişti. Ama ben manayı hissetmiyorum... Ben manaya emrediyorum!"
Lyon takım arkadaşlarının gördüğü zararlardan dolayı deliye dönmüştü , o kadar çok öfkeliydi ki her şeyi yapabileceğine ve farkında olmadan yeni sistemler oluşturuyordu.
[Limit Aşımı: Mana Deşarjı]
Lyon'un vücudundan dışarıya doğru, hem Yıldırım hem de Ateş elementinden oluşan devasa bir dalga yayıldı.
"Yıldırım Fırtınası: Cehennem Versiyonu!"
Gökyüzünden düşen yıldırımlar, Lyon'un alevleriyle birleşerek ormanın o bölgesini bir felaket alanına çevirdi. Zombi goblinler anında küle dönüştü.
Şamanın bariyeri paramparça oldu. Hobgoblin Lideri ise kömüre dönmüş bir şekilde yere yığıldı.
Patlamanın dumanı dağıldığında, Lyon dizlerinin üzerindeydi. Manası tamamen tükenmişti (Mana: 0/370).
Mina, ağzı açık bir şekilde yanına koştu.
Mina : "Sen... Sen nesin be oğlum? O neydi öyle?!"
Zane, acı içinde doğrulurken hafifçe gülümsedi. Bu, onun yüzünde görülen ilk ifadeydi.
Zane : "Sanırım... gerçek bir canavarla aynı takımdayız."
Tam zafer kazandıklarını düşündükleri anda, ormanın daha da derinliklerinden, yerin altından gelen, insan diline benzemeyen,
tok ve korkutucu bir ses duyuldu.
"Benim hizmetkarlarımı... kim yok etti?"
Toprak yarıldı. Hobgoblin Lideri'nin bile yanında cüce kaldığı, yarı insan yarı ejderha görünümlü, elinde kara bir tırpan taşıyan, Seviye 40 bir Ejder-Adam (Draconian)
yavaşça çukurdan yükseldi.
Ejder-Adam, yani Draconian, insan ile ejderha kanının lanetli birleşiminden doğmuş kadim bir savaş ırkıydı.
Yaklaşık üç metre boyundaydı; vücudu siyaha yakın koyu mor pullarla kaplıydı ve her bir pulu, çelik zırh kadar sert görünüyordu.
Sırtından kısa ama sivri kemiksi çıkıntılar uzanıyor, omuzlarından aşağı doğru eski savaş izleri taşıyan kalın kaslar belirginleşiyordu.
Sarı, dikey göz bebekleri bir canavardan çok avını inceleyen zeki bir yırtıcıyı andırıyordu.
Elindeki kara tırpan, yalnızca fiziksel bir silah değil, aynı zamanda karanlık mana ile beslenen uğursuz bir ölüm aracına benziyordu.
Attığı her adımda toprak hafifçe titriyor, etrafındaki hava ağırlaşıyordu. Sıradan goblinler içgüdüleriyle saldırırken, Draconian düşünerek hareket ederdi.
Rakibinin korkusunu, yorgunluğunu ve zayıf noktasını sezebilecek kadar zekiydi.
Bu yüzden onu tehlikeli yapan şey yalnızca gücü değildi. Draconian, vahşi bir canavarın bedeniyle, tecrübeli bir savaşçının aklına sahipti.
Lyon ve ekibi için bu yaratık, karşılarına çıkan basit bir düşman değil; Strambeourg’un karanlık tarafında uyanmaya başlayan gerçek felaketlerin ilk habercisiydi.
Bu, bir "Saha Boss'u" değildi. Bu, yanlışlıkla uyandırılmış bir felaketti.
Lyon, titreyen elleriyle kılıcını tekrar kavramaya çalıştı ama parmakları hareket etmiyordu. Manası bitmişti, arkadaşları yaralıydı ve karşılarında Eliqsue Krallığı'nın en iyi
şövalyelerini bile zorlayacak bir canavar duruyordu.
Ejder-Adam, sarı, dikey göz bebeklerini Lyon'a dikti. "İlginç... İçinde Tanrıça'nın kokusu var küçük insan."
Lyon zorlukla gülümsedi. "Hey kertenkele surat... İkinci raunt için hazır mısın?"
Ama içinden tek bir şey geçiriyordu:
- Acil bir mucizeye ya da seviye atlamaya ihtiyacım var yoksa bu orman hepimizin gömüleceği ve kemiklerimize bile ulaşılamayacak bir mezar olacak!
[Görev Güncellendi: Hayatta Kal.]
Ejder-Adam (Draconian), elindeki kara tırpanı bir sineği ezer gibi havaya kaldırdı. Tırpanın ucunda kara bir enerji birikiyordu.
Bu darbe inerse, Lyon da dahil o bölgedeki her şey yok olacaktı.
Mina çığlık attı:
"Lyon! Kalk ayağa!" Bir yandan oklarını Draconian'ın gözlerine nişanlıyordu ama canavarın derisi o kadar sertti ki oklar pul zırhından sekip gidiyordu.
Zane, gölgelerin içinden fırlayıp canavarın topuğuna hançerini saplamaya çalıştı.
Çınnn!
Hançer metal bir yüzeye çarpmış gibi ses çıkardı ve kırıldı.
Zane: "Lanet olsun!"
- Geriye takla atarak kaçarken. "Bu şeyin seviyesi bizim ligimizin çok üstünde!"
Lyon yerde sürünürken gözleri kararıyordu. Manası sıfırdı, vücudu bitikti. Tırpan inmeye başladı…
Tam o sırada, zihninde beklediği o ses yankılandı. Az önce yaptığı o devasa patlamanın (Yıldırım Fırtınası) öldürdüğü Hobgoblin Lideri, Şaman ve onlarca zombinin Tecrübe
Puanları (EXP) nihayet hesaplanmıştı.
[Hesaplama Tamamlandı.]
[Öldürülen Düşmanlar: Hobgoblin Lideri (Lvl 15), Goblin Şamanı (Lvl 12), Zombi Sürüsü (x45)]
[Devasa XP Kazanımı!]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 5 -> Lvl 6]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 6 -> Lvl 7]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 7 -> Lvl 8]
[SEVİYE ATLADINIZ! Lvl 8 -> Lvl 9]
Ve hemen ardından, Lyon’un vücudunu altın sarısı bir ışık huzmesi sardı. Bu, oyun sisteminin en sevilen özelliğiydi:
[Sistem Özelliği Aktif: SEVİYE ATLAMA BONUSU]
[Tüm HP, MANA ve DAYANIKLILIK %100 Yenilendi.]
[Tüm Bekleme Süreleri Sıfırlandı.]
[Tüm Yaralar İyileştirildi.]
Lyon'un gözleri aniden parladı. Az önceki yorgun, bitkin halinden eser kalmamıştı. Vücudu enerjiyle dolup taşıyordu.Ejder-Adam’ın tırpanı Lyon’un boynuna bir santim kala
durdu. Çünkü Lyon, tek eliyle tırpanın sapını yakalamıştı. Ejder-Adam şaşkınlıkla hırladı:
"Ne?! Az önce ölmek üzereydin solucan!"
Lyon ayağa kalktı, üzerindeki tozları silkelerken sırıttı.
Lyon : "Üzgünüm Draconian ama asıl eğlence şimdi başlıyor. Bizim dünyamızda buna 'Respawn' (Yeniden Doğuş) denir!"
İstatistikler (Lvl 9):
HP: 450/450
Mana: 800/800 (Fulllendi!)
Lyon, tırpanı iterken bağırdı: "Mina, Zane! Saldırın! Enerjim fulllendi!"
Mina şaşkınlıktan neredeyse yayını düşürecekti ama hemen toparladı. "Bu çocuk bir canavar!" diye bağırıp Draconian'ın dikkatini dağıtmak için patlayıcı oklarından birini fırlattı.
Lyon, kılıcını çekti. Ancak bir sorun vardı. Kılıcı az önceki patlamadan dolayı çatlamıştı. Sıradan bir demir kılıç, Lyon’un artan gücünü ve Draconian'ın sert derisini
kaldıramazdı. "Dayan emektar," dedi Lyon kılıcına bakarak. "Bunu atlatırsak seni emekli edeceğim."
[Mana Deşarjı: Yıldırım Kırbacı!]
Lyon bu sefer kılıcını savurmak yerine, manasını kılıcın ucundan uzatarak saf elektrikten oluşan uzun bir kırbaç yarattı. Draconian'ın tırpanına doladı ve var gücüyle çekti.
GÜÜÜÜÜÜMMMMMM!
Draconian dengesini kaybedip öne doğru sendeledi. Zane bu fırsatı kaçırmadı. Kırık hançeriyle değil, Hobgoblin’den düşen zehirli bir dişle Draconian’ın zırhının en zayıf
noktası olan boyun altına saldırdı.
Ejder-Adam acıyla kükredi ve geri çekilmek zorunda kaldı.
" Bu imkansız! Siz sadece birer küçük çocuklar olmalısınız.Bu kadar güçlü olmanız çok anlamsız!"
Lyon : Portakalı soymadann içinden ne çıkacağını bilemezsinnn kardeşşş.
Lyon havaya sıçradı. Elindeki tüm manayı (800 Mana) tek bir vuruşa, ama bu sefer daha yoğun, daha keskin bir vuruşa odakladı.
Lyon : "Yıldırım Ejderhasının Pençesi!" (Lyonun uydurduğu yeni bir teknik)
Lyon’un kılıcı mavi bir ejderha pençesi şeklini aldı ve Draconian’ın göğsüne indi.
ÇAT! ÇAT! ÇAT! ÇAT!
Draconian’ın göğüs zırhı parçalandı ve derin bir yara açıldı. Ancak Lyon’un kılıcı da bu darbeye dayanamayarak tuzla buz oldu.
Lyon : Teşekkür ederim emektar , seninle çok vakit geçirmesek te bugün ki savaşta çok iyi dayandınnn.
Silahsız kalan Lyon yere düştü. Ejder-Adam ağır yaralıydı ama ölmemişti. Ancak korkmuştu. Karşısındaki bu "Ölümsüz" çocuktan ürkmüştü.
"Bunu unutmayacağım!" diye hırladı Ejder-Adam.
Yere kara bir duman bombası fırlattı ve dumanın içinde kaybolarak yer altına kaçtı.
Sessizlik çöktü.
Mina titreyerek ağacın arkasından çıktı.
Mina : "Gitti mi? O devasa şey gerçekten kaçtı mı?"
Zane ise yerde parlayan bir şeye bakıyordu. Ejder-Adam kaçarken göğsünden bir parça ve bir kese düşürmüştü.
Lyon derin bir nefes aldı. Seviye atlamanın verdiği enerjiyle hala ayaktaydı ama silahı yoktu. Zane yerden düşenleri topladı ve Lyon’a getirdi.
Zane : "Bunlar Hobgoblin'den ve o yaratıktan düştü,"
Lyon'un gözleri parladı. Oyun bilgisi devreye girdi.
[Eşya Tanımlandı: Draconian Pulu (Nadir Maden)]
Çok sert ve dayanıklı bir zırh veya silah yapımında kullanılır.
[Eşya Tanımlandı: Kutsal Efsun Kağıdı (Seviye 1)]
Bir eşyaya rastgele bir özellik (Güç, Kritik Vuruş, Hız vb.) ekler.
[Eşya Tanımlandı: Silah Yükseltme Parşömeni (+1)]
Silahın saldırı gücünü ve dayanıklılığını arttırır. Başarısız olma ihtimali yoktur.
Lyon: Hahahahaha "İşte bu! Sadece seviye atlamak yetmiyor. O kertenkelenin derisini
delemememin sebebi silahımın 'ham' olmasıydı. Silahlarımıza artı (+) basmamız ve efsunlamamız lazım!"
Mina merakla lyona doğru yaklaştı.
Mina : "Artı basmak mı? Efsun mu? Büyücüler Loncası'ndaki o pahalı işlemlerden mi bahsediyorsun?"
Lyon başını salladı.
Lyon: "Hayır, çok daha iyisi. Bunu kendimiz yapacağız. Maceracılar Loncası'na döndüğümüzde, demirciye gidip bu pulları ve parşömenleri kullanacağız.
Eğer silahımı +3 veya +4 yapabilirsem ve üzerine 'Zırh Delme' efsunu atabilirsem, o Draconian bir dahaki sefere kaçamayacak."
Zane hançerini inceledi. "Benimkiler de kırıldı. Daha güçlü silahlara ihtiyacımız var."
Lyon ekibine baktı. "Toplanın. Görev tamamlandı sayılır. Goblin tehdidini durdurduk ve büyük bir düşmanı püskürttük. Şimdi şehre dönüp Ganimetlerimizi değerlendirme vakti.
Ve size söz veriyorum, bir dahaki sefere hepinizin elinde parlayan, efsunlu silahlar olacak."
Üçlü, yorgun ama zafer kazanmış bir şekilde ormandan çıkıp buluşma noktasına giderken, Lyon içinden statü penceresini kontrol etti.
İsim: Lyon
Seviye: 9 (Yüksek Tecrübe)
Sınıf: Yıldırım Büyü Şövalyesi
Meslek: Demircilik (Kilitli - Açılmak Üzere), Efsunculuk (Kilitli)
Lyon : "Demek meslekler de var. Kendi kılıcımı kendim dövüp, üzerine efsun bastığımda. İşte o zaman gerçek bir Kahraman olacağım."
Şehre döndüklerinde onları bir sürpriz bekliyordu. Maceracılar Loncası'nın önünde büyük bir kalabalık vardı ve Darius'un grubu, parçalanmış zırhlarıyla, perişan bir halde
sedyelerle taşınıyordu. Onlar sadece normal goblinlerle karşılaşmış ve zorlanmışlardı.
Lyon, Mina ve Zane ise, üzerlerinde Draconian kanı, ellerinde nadir ganimetler ve yüzlerinde kendinden emin bir ifadeyle kalabalığın arasından geçtiler.
Grakor onları görünce şaşkınlıkla donakaldı. "Siz... O ormandan sağ mı çıktınız?"
Lyon, Hobgoblin Lideri'nin kafasını (kestiğiniz bir canavarın kulağını , kafasını ya da herhangi bir parçasını kanıt niteliğinde göstermek için alınır).
Grakor'un ayaklarının dibine yuvarladı.
Lyon : "Sadece sağ çıkmadık Usta Grakor," kırık kılıcının kabzasını göstererek.Seviye atladık. Şimdi izninizle, demirciye gitmemiz lazım. + basılacak çok eşyamız var."
Lyon, Mina ve Zane, Maceracılar Loncası'nın gürültüsünü arkalarında bırakıp şehrin sanayi bölgesine, “Kızıl Örs Demirci Atölyesi”ne doğru ilerlediler. Atölyeden gelen metal sesleri ve bacadan yükselen siyah duman, Lyon'un içindeki o tanıdık “upgrade yapma” heyecanını körüklüyordu.
Eliqsue Krallığı, Strambeourg Diyarı’nın insanlara ait en büyük ve en eski krallıklarından biriydi.
Şehir, yüksek taş surlarla çevriliydi; surların üzerinde mızraklı askerler nöbet tutuyor, gözcü kulelerinden kuzeydeki orman yolları sürekli izleniyordu.
Çünkü krallığın sınırlarının ötesinde artık sıradan haydutlar değil; goblin kabileleri, kara büyü kullanan yaratıklar ve uzun zamandır görülmediği sanılan Draconianlar dolaşıyordu.
Şehrin merkezinde, beyaz taşlardan yapılmış Eliqsue Sarayı yükseliyordu. Sarayın arkasında Tanrıça Katsuna’ya adanmış büyük dini merkez bulunuyordu.
Lyon’un sınıfını ve elementini öğrenmek için elini koyduğu kutsal küre de oradaydı.
Bu yüzden halk için saray yalnızca kralın yaşadığı yer değil, aynı zamanda Tanrıça’nın iradesinin krallığa ulaştığı kutsal merkez olarak görülürdü.
Merkezden uzaklaştıkça şehrin yüzü değişiyordu. Geniş meydanlar yerini dar taş sokaklara, süslü binalar yerini is kokan atölyelere bırakıyordu.
Bir tarafta zırh tamir eden ustalar, diğer tarafta mana kristali satan tüccarlar vardı. Bazı dükkânların kapısında kılıçlar, bazılarınkinde büyü parşömenleri,
bazılarındaysa canavar kemiklerinden yapılmış tuhaf eşyalar sergileniyordu.
Mina yürürken etrafa alışkın bir rahatlıkla bakıyordu.
Mina:
“Eliqsue’ye ilk kez gelen biri genelde önce saraya bakar. Ama asıl hayat burada döner. Maceracılar para kazanır, demirciler silah yapar, simyacılar iksir satar, sonra herkes tekrar canavarların üstüne gönderilir.”
Zane, sessizce yürümeye devam ederken göz ucuyla sokak aralarını kontrol ediyordu.
Zane:
“Bu şehir güçlü görünür. Ama dışarıdaki köyler bu surların arkasındaki insanlar kadar şanslı değil.”
Lyon bu söz üzerine bir an duraksadı. Sabah ormanda gördükleri aklına geldi. Goblinler, şaman, Hobgoblin ve o korkunç Draconian…
Eğer bu yaratıklar gerçekten güçlenmeye başladıysa, Eliqsue’nin yüksek surları bile bir gün yeterli olmayabilirdi.
Yollarına devam ederlerken, sanayi bölgesinin gürültüsü daha da arttı.
Çekiçlerin örse vuruşu, körüklerin uğultusu ve kızgın metale dökülen suyun çıkardığı tıslama sesi havayı dolduruyordu.
Burası, Eliqsue Krallığı’nın savaş gücünü ayakta tutan yerdi. Şövalyelerin kılıçları, maceracıların zırhları, okçuların ok uçları ve büyücülerin mana ile güçlendirilmiş asaları burada hazırlanırdı.
Lyon, kırık kılıcının kabzasını sıkıca kavradı.
Lyon içinden:
“Bu dünya sadece seviye atlamaktan ibaret değil. Silah, bilgi, para, loncalar, krallık, halk… Her şey birbirine bağlı. Eğer gerçekten güçleneceksem, bu dünyanın sistemini de öğrenmem gerekiyor.”
Tam o sırada karşılarında, bacasından kara dumanlar yükselen büyük taş bina belirdi. Kapısının üzerinde kızıl renkte parlayan bir tabela vardı:
KIZIL ÖRS DEMİRCİ ATÖLYESİ
Mina sırıtarak kapıyı işaret etti.
Mina:
“İşte geldik. Eliqsue’de bir silahı adam edecek biri varsa, o da Thorn’dur.”
Lyon’un gözlerinde heyecan parladı.
Lyon:
“O zaman başlayalım. Çünkü bu kırık kılıçla bir sonraki Draconian’a kafa tutamam.”
İçerisi cehennem gibi sıcaktı. Kaslı, sakalları is ve terden birbirine yapışmış devasa bir adam, örsün üzerinde kor halindeki bir çeliği dövüyordu.
Bu, şehrin en iyi demircisi Thorn'du.
Thorn, içeri giren üçlüye bakmadan homurdandı:
"Tamirat işleri için çırağa gidin, özel sipariş almıyorum. Çok yoğunum."
Lyon, sırt çantasından Hobgoblin Lideri'nden düşen [Kara Çelik Parçası] ve Draconian'dan düşen [Ejder-Adam Pulu]'nu tezgahın üzerine "tak" diye bıraktı.
Thorn, malzemelerin çıkardığı tok sesi duyunca çekicini havada durdurdu. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Malzemeleri eline alıp inceledi.
"Bu... Bu pul... Eliqsue Krallığı'nda yüzyıllardır görülmeyen bir Draconian'a ait! Ve bu çelik... İnanılmaz derecede yoğun. Çocuk, sen bunları nereden buldun?"
Lyon sırıttı. "Uzun hikaye Demircilerin Ustası Thorn. Ama bunlarla bize silah yapmanı istiyorum. Sıradan silahlar değil. Benim yöntemimle."
Thorn kaşlarını çattı. "Senin yöntemin mi? Ben 40 yıldır demir dövüyorum velet."
Lyon, elindeki [Silah Yükseltme Parşömeni (+1)] ve [Efsun Kağıdı]'nı gösterdi.
Lyon : Bunları kullanarak. Merak etme, sadece çekici sen vuracaksın, büyüyü ben yönlendireceğim."
Lyon'un gözlerinin önünde yeni bir sistem penceresi açıldı:
[Zanaat Sistemi Aktif]
[Mevcut Meslek: Efsunlu Demircilik (Başlangıç)]
[Başarı Oranı: %100 (Kahraman Şansı Bonusu ile)]
Thorn, kağıtları görünce yutkundu. Bu parşömenler antik çağlardan kalma tekniklerdi. "Pekala," dedi Thorn, sesi titreyerek. "Ne istiyorsun?"
Lyon planını açıkladı. Hobgoblin'in kara çeliği ve Draconian'ın pulu eritilip üç silahın özüne akıtılacaktı.
YÜKSELTME AŞAMASI
Önce Zane'in hançerleri yapıldı. Thorn metali döverken, Lyon parşömeni metalin üzerine koydu. Kağıt alev almadı, aksine metalin içine eridi.
Lyon içinden komut verdi: "Yükselt!"
Örsün üzerinde kör edici mavi bir ışık patladı.
ÇINNN!
Zane'in elindeki paslı hançerler gitmiş, yerine simsiyah, üzerinde mor damarlar olan ve hafifçe duman tüten iki hançer gelmişti.
[Zehirli Gölge Hançeri +3]
Saldırı Gücü: 180
Özellik: Vuruşlarda %15 ihtimalle rakibi zehirler.
Zane hançerleri eline aldığında gözleri parladı. "Bu... Çok hafif ama çok ölümcül hissettiriyor."
Sıra Mina'nın yayına gelmişti. Thorn, yayı esnek bir metal alaşımla güçlendirirken Lyon efsun kağıdını kullandı.
[Rüzgar Fırtınası Yayı +3]
Saldırı Gücü: 165
Özellik: Ok menzili %50 artar ve oklar rüzgarı delip geçer.
Mina sevinçle zıpladı.
Mina : "Aman Allah'ım! Bununla uçan bir sineği bile krallığın öbür ucundan vurabilirim!"
Sıra Lyon'a geldi. Lyon, Draconian pulunun tamamını kılıcı için kullandı.
Thorn ter içinde kalmıştı. "Bu metal... Bana direniyor!"
Lyon elini kor halindeki kılıca uzattı. "Sistem, Şans Faktörünü Maksimuma Çıkar! Efsun Bas!"
Efsun kağıdı kılıcın üzerine yapıştı ve kılıç önce kırmızı, sonra turuncu, en sonunda ise göz alıcı bir altın sarısı renkte parladı.
[BAŞARILI!]
[Efsun: Tam İsabet!]
Thorn maşayla kılıcı suya soktuğunda çıkan buhar tüm atölyeyi kapladı. Lyon kılıcı sudan çıkardı. Kabzası ejderha derisi gibi pütürlü, namlusu ise alev desenliydi ve üzerinde
statik elektrik dolaşıyordu.
[Eşya: Kızıl Yıldırım Ejder Kılıcı +4]
Saldırı Gücü: 250
Büyü Gücü: 150
Efsun 1: %10 Delici Vuruş (Zırhı yok sayar)
Efsun 2: %8 Kritik Vuruş Şansı
Efsun 3: Yarı İnsanlara Karşı Güçlü +%20
NOT: (Burada hayallerim biraz da günümüz oyunu metin2 lere gitmiş olabilir. Burayı yazarken çok büyük bir kahkaha atmıştım)
Lyon kılıcı havada savurdu. Kılıç havayı yararken çıkan ses, bir ıslık değil, bir kükremeydi. "İşte şimdi hazırım," dedi Lyon.
Lyon , Zane ve Mina demirci atölyesinde yeni silahlarının geliştirilmesinin hevesiyle ilgilenirken ise Eliqsue Krallığının dışarısında yeni sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştı.
------------------ 3.BÖLÜM SONUNA GELDİK DİĞER BÖLÜM -----------------
------------------ KRALİYET SARAYI - ACİL TOPLANTI ------------------
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM ------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE ------------------
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!