Hayallerimin Kahramanı Başka Diyardan Lyon

Bölüm 1.00 - Çağrılan Kahraman

Sonraki
Okuyacağınız bu hikayeler, hayalperestliğimden ve küçük yaşlarımdan
itibaren sürekli izlediğim animeler ile okuduğum manga ve manhwa gibi eserlerden
doğmuştur. Yolda yürürken, seyahatlerde kulaklığımı takıp şarkı dinlerken hep hayal
kurardım. Hepimizin yaptığı gibi, okulları basan kötü adamlardan herkesi kurtarıp
kahraman olmayı ya da izlediğimiz bir filmin, okuduğumuz bir kitabın veya animenin
dünyasında başrol olmayı istemişimdir. Ben de bu hayallerimden yola çıkarak kaleme
aldığım bu mangada, ana karakterimin sürekli güçlenmesini ve en güçlü olmasını
arzuluyorum. O zaman sizleri, kendi hayal dünyamda yarattığım bu hikayeye, ana
karakterimin gelişimine ve hayallerime ortak olmaya davet ediyorum.
Karakterlerimin isimlerini yabancı seçtim çünkü Türkçe isimler bu tür bir anlatıda
kulağa biraz farklı gelebiliyor.

HAYALLERİMİN KAHRAMANI BAŞKA
DİYARLARIN ÖTESİNDE Kİ LYON

2017 Yılı, ANKARA.
Lise 2.sınıf öğrencisi Lyon, her zamanki standart rutininde okuluna gidiyor ve
arkadaşlarıyla birlikte sınıfa geçiyordu.

Light: "Lyon, nasılsın kanka? Dün gece ne yaptın, yine oyuna mı daldın?"

Lyon: "Aynen öyle Light! Oyun o kadar iyi ve inanılmaz ki beni içine hapsediyor,
çıkamıyorum. Dün oyunda efsanevi bir item düşürdüm, hem de alan boss'unu
keserken!"

Cake: "Hangi ara kestin? Dün o kadar saat birlikte oynadık kanka, beni niye çağırmadın
ki?"

Lyon: "Cake, senin çıktığın zamana denk geldi. Kestiğim alan boss'u, hiç kimsenin
kesemediği Tanrısal Sınıftan Olympos Ejderhası'ydı!"

Hep bir ağızdan, "Hadi be, gerçekten mi? Şaka yapıyorsun herhalde! O en zor alan
boss'unu nasıl kestin sen?" diye haykırdılar.

Lyon: "Eee, ben de o kadar kolay bir lokma değilim. Benim savaşlarımı çok iyi
biliyorsunuz herhalde, hahaha!" (Kendinden emin bir kahkaha attı.)

Cake ve Light iç çekerek, "- Evet, biliyoruz maalesef," diye mırıldandılar. (Bir önceki
kapışmalarında Lyon'a kaybetmişlerdi.)

Tam o sırada, günümüz teknolojisinden çok uzakta, başka gezegenlerin ve diyarların
ötesinde Strambeourg adında bir dünya vardı. Bu dünyanın kendi Tanrıçası bulunuyordu.
Strambeourg dünyasında yıl 371'di ve teknoloji namına hiçbir şey yoktu; sadece kılıç,
büyü ve simyanın hüküm sürdüğü bir diyardı.

Strambeourg diyarının Eliqsue Krallığı'nda ise bir Kahraman çağırma ritüeli
düzenleniyordu. Önceki Kahraman, Büyük İblis Savaşı'nda krallığı korumuş ancak 16 yıl
sonra diyardan göç etmişti. Onun yokluğunda güçsüz düşen canavarlar yeniden
kuvvetlenmeye başlayarak Eliqsue Krallığı'na ve diğer krallıklara saldırmaya, köyleri ve
ormanları yağmalamaya başlamıştı. Bu sebepten dolayı, Eliqsue Krallığı'nın dört üst
düzey büyücüsü yeni bir kahraman çağırma ritüeline girişmişti.

Lyon, teneffüs arasında arkadaşlarıyla konuşurken bir anda altında sapsarı bir ışınlanma
damgası belirdi. Herkes şaşkınlık içinde koşuşturmaya başlarken, Lyon ne olduğunu çok
iyi biliyordu; sürekli okuduğu mangalardan bunun bir çağırma ritüeli olacağını tahmin
etmişti. Işınlanma başladı. Lyon, parlayan gezegenlerin ve göz alıcı parıltıların arasından
geçerken Strambeourg Diyarı'nın Tanrıçası Katsuna ile karşılaştı.

Katsuna: "Diyarıma hoş geldin Kahraman Lyon."

Lyon: "Kahraman mı?"

Katsuna: "Evet, Kahraman. Sen bu diyara kahraman olmak için çağrılıyorsun. Benim
diyarımı canavarlardan koruman için çağrıldın. Lütfen canavarları durdur ve insanların
mutlu yaşamalarını sağla. Sana güveniyorum, Kahraman Lyon..."

Lyon: "Elbette! Bu, her zaman hayal ettiğim bir şeydi ve şimdi elime bir fırsat geçti. Bunu
en iyi şekilde başaracağımdan emin olabilirsin, Tanrıça. Tekrar görüşmek üzere!" dedi ve
Tanrıça'nın yanından ayrılarak Eliqsue Krallığı'nın çağırma ritüeline doğru ilerledi.

Eliqsue Krallığı büyücüleri sevinçle haykırdı: "Aman Allah'ım, sonunda başardık!
Sonunda bizi canavarlardan koruyacak Büyük Yüce Kahraman geldi!"

Eliqsue Kralı, Yüce Kılıç Ustası Respux, öne çıktı: "Ülkeme ve topraklarıma hoş geldin,
Büyük Kahraman. Uzun zamandır seni bekliyorduk."

Lyon: "Uzun zamandır derken, ne kadar beklediniz ki?"

Respux: "Senden önceki Kahraman Roxa öldüğünden beri sizi bekliyorduk."

Lyon: "Çok beklememişsinizdir o zaman, hahaha!"

Respux: "Yirmi sene sonra çağırma ritüelimize cevap verdiniz."

Lyon: "Neeeeeeee? Yirmi sene sonra mı?!"

Respux: "Evet, tam yirmi sene sonra. Her çağırma ritüelimiz dört senede bir yapılabiliyor
ve başarısız olma ihtimali de oldukça yüksek. Siz beşinci denememizde geldiniz. Sizden
önce başka hiçbir kahraman gelmedi ya da ritüellerimiz hep başarısız oldu. Bu yüzden
çok mutluyuz, bizleri kurtarmaya geldiğiniz için. Tekrardan teşekkür ederiz, Büyük ve
Yüce Kahraman Lyon."

Lyon artık bambaşka bir diyardaydı; evinden, ülkesinden çok uzaklarda, geri dönüşü
olmayan bir maceraya atılmıştı. Ancak Lyon zeki ve savaşlarda yetenekli bir gençti. Bu
diyarda çağırılan her kahraman, normalde Büyücü, Şövalye, Simyacı, Okçu, Tank veya
Ninja gibi sınıflardan yalnızca birine sahip olabiliordu.

Respux, Lyon'a krallıkta ve diyarda neler olup bittiğini, neden bu diyara çağırıldığını
anlatırken dini merkeze geldiler. Ortada duran bir küreye doğru ilerlediler. Bu küre, yedi
yaşından itibaren her insanı neye yatkın olduğunu ve hangi elemente sahip olduğunu
gösteriyordu.

Respux: "Lyon, gördüğün bu küre senin hangi sınıfa ve elemente sahip olduğunu
gösterecek."

Lyon içinden, "N'olur, her zaman büyücü olmak istemiştim, lütfen büyücü olsun!" diye
dua ederek elini küreye uzattı. Küre önce açık mavi, ardından yeşil ve en sonunda ise
aynı anda hem turuncu hem de beyaz bir ışıkla parladı. Etraftaki herkes şaşkına
dönmüştü.

Oradakiler Tanrıça'ya şükranlarını sundular: "Sana sonsuz teşekkürler Tanrıçamız, bizi
yalnız bırakmadın ve bize böylesine güçlü bir kahraman gönderdin!"

Tabii Lyon bu sırada ne olduğunu anlamadığı için sağına soluna bakınarak şaşkın
ifadelerle, "Ne oldu? Ne çıktı?" diye sorup duruyordu.

Rahip Suste hayretle konuştu: "İnanılmaz! Normalde her insan sadece bir sınıfa ait
olurken, siz iki sınıfa sahipsiniz Büyük Kahraman: Büyücülük ve Şövalyelik!"

Lyon'un ağzı açık kalmıştı. "Neeeeee? İşte bu be! Hep istemiştim, şimdi oldu!" diye
mutluluktan havaya zıpladı. Büyücü olmak istemesinin yanında bir de Şövalye sınıfına
sahip olmuştu!

Lyon, Eliqsue Krallığı'ndan çıkarak şehrin merkezine indi. Etraf cıvıl cıvıl insanlarla,
alışveriş yapan ailelerle ve maceracılarla doluydu.

Maceracılar Loncası'na girmek isteyen bazı maceracılar, Lyon'un zayıf ve genç
görünümünü fark edince onunla alaycı bir şekilde güldüler. Çünkü Lyon, tam da şehrin
merkezinde, Strambeourg Diyarı'nın en büyük macera loncası olan Syatro Loncası'nın
önünde duruyordu.

İri yarı maceracılar, alaycı kahkahalar ve küçümseyici bir tavırla Lyon'a seslendiler: "Hey
çocuk, herhalde aileni kaybettin, hahaha! Çok yanlış yerdesin, burası sana göre değil.
Sen git, ileride çocuk parkı var, orada oyna!" diyerek kahkahalar eşliğinde Syatro
Loncası'na girdiler.

Tabii bu sırada Lyon'un kim olduğunu hiçbiri bilmiyordu. Lyon içinden küçümseyici bir
"Hahaha!" ile gülümsedi ve Kral Respux'un tarif ettiği Büyücüler Loncası'na doğru
yollandı.

Büyücüler Loncası'nın başındaki 7. Seviye Büyücü Larita, yeni Kahraman'ı kapının
önünde bizzat karşıladı.

Larita: "Aramıza hoş geldiniz, Büyük Kahraman. Buyurun içeri geçelim, size neler
olduğunu anlatayım."

Larita, odasında Lyon'a büyücülükle ilgili temel teknikleri ve nasıl büyü yapılacağını
anlatmaya başladı.

Larita: "Toplamda beş ana büyü türü vardır: Ateş, Hava, Toprak, Yıldırım ve en tehlikelisi
olup pek kimsenin kullanmadığı Kara Büyü. Her bir tekniğin kullanılabilmesi için,
doğumdan itibaren bizimle olan ve belli tekniklerle geliştirebildiğimiz bir mana gücümüz
vardır. Bu mana, yaptığımız büyünün gücünü belirler. Bu mana insanla birlikte doğar ve
tekniklerle geliştirilir. Fakat her insan manasını istediği gibi geliştiremeyebilir; ne kadar
uğraşırsa uğraşsın aynı seviyede kalabilir. Genellikle küçük yaşta yapılan mana
egzersizleri daha etkili olur. Bu yüzden küçük yaşta manasını çok yükselten benim gibi
büyücüler, maceracılar arasında en üst seviyelerde yer alır. Tabii ki büyücüler arasında
da bir sınıflandırma sistemi vardır; bir, iki, üç veya daha fazla elemente sahip olanlar gibi.
Örneğin, Ateş ve Su'yu aynı anda kullanabilen büyücüler bulunur. Şimdi gelin, sizin
mananıza ve istatistiklerinize bakalım."

Larita devam etti: "Öncelikle istatistiklerinizi görebilmek için zihninizden 'İstatistikler
Açıl' demeniz yeterli."

Lyon'un istatistikleri, bir kahraman olmasına rağmen şaşırtıcı derecede düşüktü:
HP: 10, Mana: 50, Hız: 3, Dayanıklılık: 10.

Ancak isminin hemen altında "Rütbe: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanı
parlıyordu. Peki, bu ünvan ne işe yarıyordu?

Strambeourg dünyasında yaşayan normal insanlar ve maceracılar bir tekniği öğrenip
ustalaşmak için haftalarını, aylarını, hatta yıllarını harcamak zorundayken, bu ünvana
sahip olan Lyon'un gelişimi diğerlerine göre üç kat daha hızlıydı. Bu sayede, normal bir
Şövalyenin bir teknikte ustalaşması üç ayını alıyorsa, Lyon için bu süre sadece bir aydı.

7.Seviye Eşsiz Büyücü Larita, Lyon'u oturtarak, "Ayaklarını bağdaş kur, gözlerini kapat ve
içinde dolaşan havayı hissetmeye çalış. Bunu yaparken içindeki manayı da hissetmeye
başlayacaksın," dedi.

Lyon, Larita'nın dediklerine harfiyen uydu. Kısa bir süre sonra içinde küçücük, mavimsi
bir ışık hissetmeye başladı. Artık manasını kullanabilir, geliştirebilir ve ne kadar
manasının kaldığını içsel olarak veya istatistiklerinden takip edebilirdi.

Larita, "Kahraman, lütfen buraya gelir misiniz?" diyerek onu başka bir odaya götürdü.
Odada dört adet heykel vardı. Lyon'dan tam ortalarında durarak manasını dışarı
salmasını istedi; böylece hangi elemente yatkın olduğu anlaşılacaktı. Her bir heykel
farklı bir elementi temsil ediyordu. Ateş heykeli ve Su heykeli tepkisiz kaldı. Yıldırım
heykeli parlak bir ışıkla aydınlanırken, Toprak heykeli ise çok kısa bir an hafifçe parıldayıp
hemen söndü.

Bu bir işaretti: Lyon iki elemente sahipti. En yatkın olduğu element Yıldırım, yan elementi
ise Toprak'tı. Böylece kendisini geliştirerek aynı anda hem Yıldırım hem de Toprak
büyülerini kullanabilecekti. Ancak Lyon'un bilmediği bir şey vardı: Aslında tüm
elementlere çalışırsa hepsini kullanabilecek bir mana potansiyeline ve yeteneğe sahipti.

Larita, Büyücü Kulesi'nden Kahraman'ın işine yarayacak birkaç temel büyü kitabı
verdikten sonra Lyon, bu sefer Şövalye Loncası'nın yolunu tuttu. Şövalye Loncası,
Büyücüler Loncası'nın zarif yapısının aksine, daha heybetli ve sağlam taştan yapılmış bir
binaydı. Giriş kapısı devasa ve demir işlemelerle süslüydü. Kapıda onu karşılayan kimse
olmamıştı; içeriden kılıç şakırtıları, talim komutları, tok sesli bağırışlar ve ara sıra
yükselen gürültülü kahkahalar geliyordu. Burası, büyücülerin sessiz ve gizemli
mekanından çok farklı, canlı ve hareketli bir yerdi.

Lyon derin bir nefes alıp ağır kapıyı iterek içeri girdi. Karşısına çıkan geniş avluda, farklı
yaşlarda ve cüsselerde, çeşitli zırhlar kuşanmış şövalyeler ve şövalye adayları hararetli
bir şekilde antrenman yapıyordu. Kimisi tahta kılıçlarla birbirine karşı talim yaparken,
kimisi ağır silahları ustaca savuruyor, kimisi de dayanıklılıklarını artıran zorlu
egzersizlerle meşguldü. Onu gören birkaç kişi, antrenmanlarını kısa bir anlığına kesip,
tıpkı Syatro Loncası'ndaki maceracılar gibi, önce bir an duraksadı, sonra aralarında bir
şeyler fısıldaşmaya başladı. Lyon'un genç ve zayıf görünümü, bu kaslı ve sert görünümlü
savaşçıların arasında dikkat çekiyordu.

Tam o sırada, avlunun diğer ucundan, antrenman yapanları denetleyen, gür ve otoriter
bir ses duyuldu: "Yeni gelen sen misin, çocuk?"

Lyon sesin geldiği yöne döndü. Karşısında, üzerinde parlak çelik bir zırh taşıyan,
tecrübeli olduğu her halinden belli, heybetli ve yapılı bir adam duruyordu. Yüzündeki eski
bir kılıç yarasının izi, ona daha da sert bir ifade katıyordu. Belindeki kınında duran büyük
kılıcın kabzası bile deneyim kokuyordu.

Lyon başıyla onayladı. "Evet, ben Lyon. Kral Respux gönderdi." Adam onu baştan aşağı
dikkatle süzdü. Bakışları keskin ve sorgulayıcıydı. "Ben Grakor, Şövalye Loncası'nın
başıyım. Kral, bir Kahraman'ın geldiğini ve şövalyelik sınıfına da yatkın olduğunu söyledi
ama... Açıkçası pek Kahraman'a benzemiyorsun." Grakor'un sesi, Lyon'un görünüşünden
dolayı duyduğu şüpheyi gizlemiyordu. Lyon bu tür tepkilere yavaş yavaş alışmaya
başlamıştı. Hafifçe gülümsedi. "Biliyorum, dış görünüşüm biraz yanıltıcı olabiliyor. Ayrıca
Büyücülük sınıfına da sahibim."

Grakor'un kalın kaşları bu beklenmedik bilgiyle hafifçe yukarı kalktı. "Hem Büyücü hem
Şövalye ha? Bu diyarda pek rastlanan bir durum değil. İlginç. Dini merkezdeki küre
gerçekten Şövalyeliği de mi gösterdi?"

"Evet, efendim," diye yanıtladı Lyon. "Hem turuncu hem de beyaz ışık aynı anda yandı."

Grakor bir an derin düşüncelere daldı, çenesini sıvazladı. O sırada, antrenman yapan
gençlerden biri, yapılı ve kendinden emin tavırlarıyla dikkat çeken, kestane rengi saçlı bir
şövalye adayı merakla onlara yaklaştı. Yanında, daha sakin ve gözlemci bir duruşu olan,
koyu renk saçları örgülü genç bir kadın şövalye de vardı.

Genç adam, hafif alaycı bir gülümsemeyle, "Usta Grakor, bu çelimsiz çocuk mu Kral'ın
bahsettiği Kahraman?" diye sordu. Sesi, küçümseme ile merak arasında bir yerdeydi.
"Ben Darius. Eğer Kahraman buysa, işimiz zor görünüyor."

Koyu saçlı kadın şövalye, Darius'a uyarıcı bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Ben
Elara. Darius'un patavatsızlığına bakma. Usta Grakor, kürenin sonuçları nadiren yanılır."

Grakor, Darius'a ters bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Pekâlâ, madem öyle... Bir
bakalım gerçekten ne kadar şövalyeliğe yatkınsın. Öyle lafla peynir gemisi yürümez.
Benimle gel." Grakor, Lyon'a arkasını dönüp avlunun bir köşesine, üzerinde çeşitli
ağırlıklarda tahta ve köreltilmiş metal alıştırma kılıçlarının bulunduğu bir rafa doğru
yürümeye başladı. "Sana birkaç temel duruş ve kılıç tekniği göstereceğim. Bakalım ne
kadar çabuk kavrayacaksın."

Grakor, Lyon'a uygun ağırlıkta, basit bir tahta kılıç uzattı. "Önce temel savunma duruşu.
Ayakların omuz genişliğinde açık, dizlerin hafif bükük, ağırlığın dengeli. Kılıcı böyle
tutacaksın." Grakor, yılların verdiği ustalıkla duruşu gösterdi. Her hareketi net ve keskindi.

Lyon, Grakor'u dikkatle izledi ve kılıcı kavramaya çalıştı. İlk başta biraz acemiceydi,
dengesini bulmakta zorlanıyordu. "Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanının
getirdiği hızlı öğrenme yeteneği sayesinde, Grakor'un gösterdiği detayları zihnine
kazıyordu. Vücudu, normal bir acemiden çok daha hızlı bir şekilde doğru pozisyona
adapte olmaya başladı.

Darius, kollarını göğsünde kavuşturmuş, alaycı bir ifadeyle izliyordu. "Kılıcı tutuşuna bak,
sanki elinde çiçek tutuyor. Bu gidişle ilk canavarla karşılaştığında yemeği olacak." diye
fısıldadı yanındaki diğer birkaç gence, onlar da kıkırdadılar. Elara ise daha dikkatli bir
gözle Lyon'u süzüyordu. Lyon'un ilk acemiliğinin ardından, hareketlerindeki ince
ayarlamaları ve Grakor'un sözlerini anında uygulamaya çalışmasını fark etmişti. "Usta
Grakor," dedi düşünceli bir sesle, "Duruşunu şaşırtıcı bir hızla düzeltiyor. Sanki... daha
önce kılıç tutmuş gibi değil ama vücudu komutlara çabuk tepki veriyor."

Grakor homurdandı. "Göreceğiz. Duruş bir şey, hareket başka bir şey. Şimdi, basit bir
aşağı doğru kesme hareketi. Omuzdan güç alarak, bileğini kilitlemeden." Grakor, havada
keskin bir vınlama sesi çıkararak hareketi gösterdi.

Lyon denedi. İlk denemesi biraz savruk oldu ama ikinci denemesinde, Grakor'un
gösterdiği akıcılığa ve güce yaklaşan bir hareket sergiledi. Hatta içgüdüsel olarak ilk
denemesindeki bir hatayı kendiliğinden düzeltmiş gibiydi.

Grakor'un yüzündeki sert ifade bir an için yumuşar gibi oldu, sonra tekrar eski halini aldı.
"Fena değil, çaylak. Şaşırtıcı derecede fena değil. Daha önce hiç kılıç eğitimi almadığına
emin misin?"

Lyon, biraz da yaşadığı dünyanın avantajını kullanarak, "Doğrusu, geldiğim yerde bu tür
şeylere ilgim vardı. Çeşitli oyunlar oynadım, filmler izledim. Belki oradan bir şeyler
kapmışımdır," diye cevap verdi, tam gerçeği söylemekten çekinerek.

Darius alayla güldü. "Oyunlar mı? Hah! Burası oyun parkı değil, 'Kahraman'. Burada
yanlış bir hareketin bedeli canın olur. Elara araya girdi, sesi sakin ama keskindi. "Darius,
yeter. Herkes bir yerden başlar. Öğrenme hızı gerçekten de dikkat çekici. Usta Grakor,
belki de küre sandığımızdan da doğru bir tespit yapmıştır."

Grakor, elini çenesine götürdü. "Elara haklı. Duruşun hala ham, hareketlerin cilasız. Ama
bir kıvılcım var. Küre tamamen yanılmış olamaz. Yeteneğin var gibi görünüyor. Gerçekten
bir şövalye olacak cesaretin ve azmin olup olmadığını ise zaman gösterecek." Grakor,
Lyon'a baktı. "Şimdilik temel egzersizlere devam et. Elara sana yardımcı olacak. Gücünü
ve dayanıklılığını artırman gerek. Hem büyü hem kılıç, ikisi de enerji ister."Lyon, hem biraz
rahatlamış hem de yeni bir heyecanla dolmuştu. Şövalye Loncası'ndaki ilk adımı,
beklediğinden daha zorlu ama bir o kadar da umut verici olmuştu. Elara'nın yol
göstermesiyle, temel şövalye talimlerine başlamak için sabırsızlanıyordu.

Elara, Lyon'u avlunun daha sakin bir köşesine götürdü. "Darius'a aldırma," dedi sakin bir
sesle, elindeki tahta kılıcı yere saplarken. "O, yetenekli ama kibrinin kurbanı olmaya
meyilli biri. Sen buraya öğrenmeye geldin, o ise hava atmaya."

Lyon, "Sorun değil," dedi nefes nefese, az önceki birkaç deneme bile ham vücudunu
yormuştu. "Oyunlarda da böyle tipler hep olurdu, genelde ilk bölümlerdeki mini-boss
gibidirler. Sonra ana karakter onları geçer."

Elara, Lyon'un ne dediğini tam anlamasa da gülümsedi. "Tuhaf terimlerin var Kahraman.
Şimdi, kılıç sallamadan önce vücudunu hazırlamalıyız. O cılız kollarla bir Ork'un derisini
çizmeyi bırak, kılıcı bile düzgün tutamazsın. Koşmaya başla. Avlunun etrafında yirmi tur."

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Örnek metin: "Merhaba dünya!"
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
Space Sayfa Aşağı
Home Sayfa Başı
End Sayfa Sonu