-------------- Okuyacağınız bu hikayeler, hayalperestliğimden ve küçük yaşlarımdan
itibaren sürekli izlediğim animeler ile okuduğum manga ve manhwa gibi eserlerden
doğmuştur. Yolda yürürken, seyahatlerde kulaklığımı takıp şarkı dinlerken hep hayal
kurardım. Hepimizin yaptığı gibi, okulları basan kötü adamlardan herkesi kurtarıp
kahraman olmayı ya da izlediğimiz bir filmin, okuduğumuz bir kitabın veya animenin
dünyasında başrol olmayı istemişimdir. Ben de bu hayallerimden yola çıkarak kaleme
aldığım bu mangada, ana karakterimin sürekli güçlenmesini ve en güçlü olmasını
arzuluyorum. O zaman sizleri, kendi hayal dünyamda yarattığım bu hikayeye, ana
karakterimin gelişimine ve hayallerime ortak olmaya davet ediyorum.
-------------- Karakterlerimin isimlerini yabancı seçtim çünkü Türkçe isimler bu tür bir anlatıda
kulağa biraz farklı gelebiliyor.
**HAYALLERİMİN KAHRAMANI BAŞKA**
**DİYARLARIN ÖTESİNDE Kİ LYON**
2017 Yılı , ANKARA.
Lise 2.sınıf öğrencisi Lyon, her zamanki standart rutininde okuluna gidiyor ve
arkadaşlarıyla birlikte sınıfa geçiyordu.
Light: "Lyon, nasılsın kanka? Dün gece ne yaptın, yine oyuna mı daldın?"
Lyon: "Aynen öyle Light! Oyun o kadar iyi ve inanılmaz ki beni içine hapsediyor,
çıkamıyorum. Dün oyunda efsanevi bir item düşürdüm, hem de alan boss'unu
keserken!"
Cake: "Hangi ara kestin? Dün o kadar saat birlikte oynadık kanka, beni niye çağırmadın
ki?"
Lyon: "Cake, senin çıktığın zamana denk geldi. Kestiğim alan boss'u, hiç kimsenin
kesemediği Tanrısal Sınıftan Olympos Ejderhası'ydı!"
Hep bir ağızdan, "Hadi be, gerçekten mi? Şaka yapıyorsun herhalde! O en zor alan
boss'unu nasıl kestin sen?" diye haykırdılar.
Lyon: "Eee, ben de o kadar kolay bir lokma değilim. Benim savaşlarımı çok iyi
biliyorsunuz herhalde, hahaha!" (Kendinden emin bir kahkaha attı.)
Cake ve Light iç çekerek, "- Evet, biliyoruz maalesef," diye mırıldandılar. (Bir önceki
kapışmalarında Lyon'a kaybetmişlerdi.)
Tam o sırada, günümüz teknolojisinden çok uzakta, başka gezegenlerin ve diyarların
ötesinde Strambeourg adında bir dünya vardı. Bu dünyanın kendi Tanrıçası bulunuyordu.
Strambeourg dünyasında yıl 371'di ve teknoloji namına hiçbir şey yoktu; sadece kılıç,
büyü ve simyanın hüküm sürdüğü bir diyardı.
Strambeourg diyarının Eliqsue Krallığı'nda ise bir Kahraman çağırma ritüeli
düzenleniyordu. Önceki Kahraman, Büyük İblis Savaşı'nda krallığı korumuş ancak 16 yıl
sonra diyardan göç etmişti. Onun yokluğunda güçsüz düşen canavarlar yeniden
kuvvetlenmeye başlayarak Eliqsue Krallığı'na ve diğer krallıklara saldırmaya, köyleri ve
ormanları yağmalamaya başlamıştı. Bu sebepten dolayı, Eliqsue Krallığı'nın dört üst
düzey büyücüsü yeni bir kahraman çağırma ritüeline girişmişti.
Lyon, sınıfta arkadaşlarıyla oyun hakkında konuşurken bir anda ayaklarının altında sarı değil,
altın ve beyaz karışımı karmaşık bir büyü çemberi belirir. Çemberin üzerinde Lyon’un hiç bilmediği semboller döner.
Sınıftaki ışıklar titrer, telefon ekranları kararır, camlar çatlar.
Light panikle bağırır:
Light:
“Lyon! Ayağının altında ne var lan?!”
Cake, Lyon’u kolundan çekmeye çalışır ama elini uzattığı anda görünmez bir kuvvet onu geriye savurur.
Cake:
“Dokunamıyorum! Sanki etrafında camdan bir duvar var!”
Lyon ilk başta bunun bir şaka olduğunu sanır. Sonra ayaklarının yerden kesildiğini hisseder. Kalbi deli gibi atmaya başlar.
Lyon içinden:
“Hayır… Bu gerçek olamaz. Manga sahnesi gibi ama… bu gerçekten oluyor. Ben daha az önce sınıftaydım. Bu nasıl mümkün olabilir?”
Çember parladıkça sınıfın sesi uzaklaşır. Light ve Cake’in bağırışları boğuklaşır.
Light:
“Lyon! Lyon!”
Lyon son kez arkadaşlarına bakar. Bu defa gülmez. Çünkü ilk kez gerçekten korkmuştur.
Lyon:
“Ben… nereye gidiyorum?”
Sonra ışık onu tamamen yutar.
Lyon gözlerini açtığında kendini boşlukta süzülürken bulur. Etrafında yıldızlar, parçalanmış gezegenler,
devasa büyü mühürleri ve zincirlenmiş kapılar vardır. Bazı kapıların ardında ormanlar,
bazı kapıların ardında savaş alanları, bazı kapıların ardında ise karanlık yaratıkların siluetleri görünür.
Lyon nefes almakta zorlanır.
Lyon:
“Burası neresi? Ben öldüm mü? Yoksa rüya mı görüyorum?”
Tam o anda karşısında uzun gümüş saçlı, gözlerinde altın parıltılar taşıyan Tanrıça Katsuna belirir.
Ama bu defa sadece sakin ve kutsal görünmez; yüzünde yorgunluk da vardır. Sanki yıllardır bir şeyi tek başına taşımaktadır.
Katsuna:
“Hayır Lyon. Ölmedin. Ama artık eski dünyanda da değilsin.”
Lyon geri çekilir.
Lyon:
“Sen kimsin? Benim adımı nereden biliyorsun? Beni hemen geri gönder!”
Katsuna bir süre susar. Bu sessizlik önemli olur çünkü Tanrıça’nın bile her şeyi kolayca çözemediğini gösterir.
Katsuna:
“Ben Katsuna. Strambeourg Diyarı’nın koruyucu Tanrıçasıyım. Seni buraya ben çağırmadım… en azından tek başıma değil.
Eliqsue Krallığı’ndaki insanlar, yirmi yıldır yeni bir kahraman çağırmak için dua ediyor.”
Lyon:
“Bana ne onların duasından? Ben daha lise öğrencisiyim! Ailem var, arkadaşlarım var. Ben oyun oynuyordum sadece. Gerçek bir savaşa gitmek istemiyorum!”
Katsuna elini kaldırır. Boşlukta devasa bir dünya görüntüsü belirir.
Katsuna:
“Burası Strambeourg. Sizin dünyanızdan çok uzakta, yıldızların ve diyar kapılarının ötesinde bir dünya.
Burada teknoloji yok. İnsanlar kılıçla, büyüyle, simyayla ve mana ile hayatta kalır.”
Dünya görüntüsü beş farklı bölgeye ayrılır.
Katsuna:
“Strambeourg beş büyük güç bölgesinden oluşur.”
Eliqsue Krallığı: İnsanların en büyük krallığı. Kılıç ustaları, büyücüler, rahipler ve maceracılar burada yetişir. Lyon’un ilk gideceği yer burası olur.
Sylvaris Ormanları: Elflerin, kadim ruhların ve eski mana ağaçlarının yaşadığı bölge. Burada doğa büyüsü güçlüdür.
Nox Çölleri: Simyacıların, tüccarların ve yasaklı büyü arayıcılarının diyarı. Eski savaşlardan kalma harabeler bulunur.
Varnak Dağları: Cüceler, demirciler ve ejderha pullarından silah yapan ustalar burada yaşar.
Kara Yarık Bölgesi: Büyük İblis Savaşı’ndan sonra mühürlenen karanlık bölge. Goblin kabileleri, Draconianlar, iblis soyları ve ölü büyücüler burada güç toplamaya başlamıştır.
Lyon dikkatle dinler ama hâlâ ikna olmaz.
Lyon:
“Tamam, dünya tehlikeli. Ama neden ben? Orada hiç mi güçlü insan yok?”
Katsuna’nın yüzü ciddileşir.
Katsuna:
“Var. Ama yeterli değiller. Önceki Kahraman Roxa, Büyük İblis Savaşı’nda Kara Yarık’ı mühürledi. Fakat mühür tam kapanmadı.
Roxa öldüğünde, onun ruh gücüyle ayakta duran mühür de zayıfladı. Son yirmi yılda goblinler sadece çoğalmadı; evrim geçirdi.
Şamanlar kara büyü öğrenmeye başladı. Draconianlar uyanmaya başladı. Nekromansi tekrar dünyaya yayıldı.”
Sonra Katsuna, Lyon’a Eliqsue Krallığı’ndaki ritüeli gösterir.
Lyon boşluğun içinden sanki bir pencere açılmış gibi krallığın kutsal salonunu görür. Ortada dev bir büyü çemberi vardır.
Dört üst düzey büyücü çemberin köşelerinde durur. Rahip Suste kutsal mühürleri okur. Kral Respux ise diz çökmüş şekilde kılıcını yere saplamıştır.
Salonun çevresinde kırık mana kristalleri, bayılmış rahipler ve tükenmiş büyücüler vardır.
Katsuna:
“Bu ritüel dört yılda bir yapılabilir. Çünkü her denemede krallığın kutsal mana damarları boşalır. Başarısız olursa yalnızca zaman kaybedilmez; büyücüler yaşam güçlerinden de kaybeder.”
Lyon:
“Yani beni çağırmak için insanlar kendilerini feda mı ediyor?”
Katsuna:
“Bazıları evet. Bazıları da yıllarını bu ritüele adadı. Fakat sana yalan söylemeyeceğim Lyon. Bu, adil bir çağrı değil. Senin rızan alınmadan başlatıldı.”
Lyon sinirlenir.
Lyon:
“Eğer bu adil değilse beni geri gönder. Ben kimsenin kuklası olmak istemiyorum.”
Katsuna başını eğer.
Katsuna:
“İstersen seni geri gönderebilirim. Ama çağırma kapısı bir kez açıldı. Sen geri dönersen, Eliqsue Krallığı dört yıl boyunca tekrar kahraman çağıramaz.
O süre içinde kuzey köyleri düşer. Alacakaranlık Ormanı tamamen kararır. Kara Yarık’ın ilk mührü kırılır.”
Lyon’un önünde görüntüler belirir.
Yanmış bir köy. Ağlayan çocuklar. Goblinler tarafından yıkılmış evler. Yaralı askerler. Boş bir taht salonunda dua eden Kral Respux. Kılıcına yaslanmış yaşlı bir savaşçı.
Bir mezar taşı: Roxa, Önceki Kahraman.
Lyon yumruğunu sıkar ama hâlâ tamamen kabul etmez.
Lyon:
“Ben kahraman falan değilim. Ben sadece oyun oynayan bir çocuğum.”
Katsuna:
“Tam da bu yüzden seçildin.”
Lyon:
“Dalga mı geçiyorsun?”
Katsuna:
“Hayır. Sen savaşmayı sevdiğin için değil, kaybettiğinde tekrar denemeyi bildiğin için seçildin.
Sen oyunlarda boss keserken sadece güç kullanmadın; sabrettin, öğrendin, strateji kurdun. Strambeourg’un ihtiyacı olan şey doğuştan güçlü biri değil. Gelişebilen biri.”
Katsuna devam eder:
Katsuna:
“Sana sınırsız güç veremem. Tanrılar Strambeourg’a doğrudan müdahale edemez. Kadim Antlaşma buna izin vermez. Ben sadece sana üç şey verebilirim.”
Diyar Dilini Anlama: Lyon herkesle konuşabilecek.
Statü Sistemi: Kendi gelişimini görebilecek.
Hızlı Gelişim Yeteneği: Normal insanlardan üç kat hızlı gelişecek. Ama acı, yorgunluk ve ölüm tehlikesi gerçek olacak.
Lyon:
“Yani hileli başlayacağım ama ölümsüz olmayacağım.”
Katsuna:
“Evet. Bu bir oyun değil Lyon. Gerçekten de öleceksin!”
Lyon uzun süre susar. Önce arkadaşlarını düşünür. Light’ın bağırışını, Cake’in onu çekmeye çalışmasını hatırlar.
Sonra yanan köyleri görür. Sonra kendi çocukluk hayallerini hatırlar: kahraman olmak istemiştir ama gerçek bir kahramanlığın bu kadar ağır olacağını hiç düşünmemiştir.
Sonunda Tanrıça’ya bakar.
Lyon:
“Ben bunu hemen kabul etmiyorum.”
Katsuna şaşırır.
Lyon:
“Önce şunu bilmeni istiyorum. Ben senin askerin değilim. O kralın da oyuncağı değilim. Eğer bu dünyaya gideceksem, kendi kararlarımla hareket edeceğim.”
Katsuna hafifçe gülümser.
Katsuna:
“Gerçek bir kahramandan beklediğim cevap da buydu.”
Lyon:
“İkinci şartım: Bir gün eve dönmenin yolu varsa bana yalan söylemeyeceksin.”
Katsuna:
“Eve dönüş imkânsız değil. Ama kolay da değil. Kara Yarık’ın üç ana mührü onarılmadan diyar kapısı tekrar açılamaz. Eğer o mühürleri onarırsan, sana seçim hakkı vereceğim.”
Lyon:
“Seçim hakkı?”
Katsuna:
“Strambeourg’da kalmak ya da kendi dünyana dönmek.”
Lyon derin bir nefes alır.
Lyon:
“Tamam. Ama bunu kahraman olmak istediğim için değil… en azından şimdilik değil. Bunu, geri dönüş yolumu bulmak ve o insanları ölüme terk etmemek için yapıyorum.”
Katsuna elini Lyon’un göğsüne koyar. Altın bir mühür belirir.
Katsuna:
“O halde seni kutsuyorum, Lyon. Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman. Ama unutma: Kahramanlık sana verilen bir unvan değil, vereceğin kararların sonucudur.”
Lyon’un gözlerinin önünde ilk sistem yazısı belirir:
[Rütbe Kazanıldı: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman]
[Diyar Dili Aktif]
[Statü Sistemi Aktif]
[Hızlı Gelişim Yeteneği Aktif]
[Gizli Potansiyel: Mühürlü]
Sonra Tanrıça’nın sesi uzaklaşır.
Katsuna:
“Eliqsue seni bekliyor. Ama dikkatli ol Lyon… seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.”
Katsuna’nın son sözleri Lyon’un zihninde yankılanırken, etrafındaki yıldızlarla dolu boşluk yavaş yavaş parçalanmaya başladı.
Altın rengi ışıklar, ayaklarının altında yeniden bir büyü çemberi oluşturdu.
Lyon, göğsünde Tanrıça’nın bıraktığı mührün sıcaklığını hissederken derin bir nefes aldı.
Az önce duyduğu uyarı aklından çıkmıyordu: “Seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.” Daha ne olduğunu tam kavrayamadan,
bedenini güçlü bir çekim sardı ve göz kamaştırıcı bir ışığın içinden geçerek kendini taş sütunlarla çevrili,
kutsal sembollerle kaplı büyük bir salonun ortasında buldu.
Çevresinde yorgun düşmüş büyücüler, titreyen rahipler ve nefesini tutmuş askerler vardı.
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, büyü çemberinin ışığı sönmeden önce salonda sevinç çığlıkları yükseldi.
Eliqsue Krallığı büyücüleri sevinçle haykırdı:
“Aman Allah’ım, sonunda başardık! Sonunda bizi canavarlardan koruyacak Büyük Yüce Kahraman geldi!”
Eliqsue Kralı, Yüce Kılıç Ustası Respux, öne çıktı: "Ülkeme ve topraklarıma hoş geldin,
Büyük Kahraman. Uzun zamandır seni bekliyorduk."
Lyon: "Uzun zamandır derken, ne kadar beklediniz ki?"
Respux: "Senden önceki Kahraman Roxa öldüğünden beri sizi bekliyorduk."
Lyon: "Çok beklememişsinizdir o zaman, hahaha!"
Respux: "Yirmi sene sonra çağırma ritüelimize cevap verdiniz."
Lyon: "Neeeeeeee? Yirmi sene sonra mı?!"
Respux: "Evet, tam yirmi sene sonra. Her çağırma ritüelimiz dört senede bir yapılabiliyor
ve başarısız olma ihtimali de oldukça yüksek. Siz beşinci denememizde geldiniz. Sizden
önce başka hiçbir kahraman gelmedi ya da ritüellerimiz hep başarısız oldu. Bu yüzden
çok mutluyuz, bizleri kurtarmaya geldiğiniz için. Tekrardan teşekkür ederiz, Büyük ve
Yüce Kahraman Lyon."
Lyon artık bambaşka bir diyardaydı; evinden, ülkesinden çok uzaklarda, geri dönüşü
olmayan bir maceraya atılmıştı. Ancak Lyon zeki ve savaşlarda yetenekli bir gençti. Bu
diyarda çağırılan her kahraman, normalde Büyücü, Şövalye, Simyacı, Okçu, Tank veya
Ninja gibi sınıflardan yalnızca birine sahip olabiliyordu.
Respux, Lyon'a krallıkta ve diyarda neler olup bittiğini, neden bu diyara çağırıldığını
anlatırken dini merkeze geldiler. Ortada duran bir küreye doğru ilerlediler. Bu küre, yedi
yaşından itibaren her insanın neye yatkın olduğunu ve hangi elemente sahip olduğunu
gösteriyordu.
Respux: "Lyon, gördüğün bu küre senin hangi sınıfa ve elemente sahip olduğunu
gösterecek."
Lyon içinden, "Nolur, her zaman büyücü olmak istemiştim, lütfen büyücü olsun!" diye
dua ederek elini küreye uzattı.
Küre önce açık mavi, ardından yeşil ve en sonunda ise
aynı anda hem turuncu hem de beyaz bir ışıkla parladı. Etraftaki herkes şaşkına
dönmüştü.
Oradakiler Tanrıça'ya şükranlarını sundular: "Sana sonsuz teşekkürler Tanrıçamız, bizi
yalnız bırakmadın ve bize böylesine güçlü bir kahraman gönderdin!"
Tabii Lyon bu sırada ne olduğunu anlamadığı için sağına soluna bakınarak şaşkın
ifadelerle, "Ne oldu? Ne çıktı?" diye sorup duruyordu.
Rahip Suste hayretle konuştu: "İnanılmaz! Normalde her insan sadece bir sınıfa ait
olurken, siz iki sınıfa sahipsiniz Büyük Kahraman: Büyücülük ve Şövalyelik!"
Lyon'un ağzı açık kalmıştı. "Neeeeee? İşte bu be! Hep istemiştim, şimdi oldu!" diye
mutluluktan havaya zıpladı. Büyücü olmak istemesinin yanında bir de Şövalye sınıfına
sahip olmuştu!
Lyon, Eliqsue Krallığı'ndan çıkarak şehrin merkezine indi. Etraf cıvıl cıvıl insanlarla,
alışveriş yapan ailelerle ve maceracılarla doluydu.
Maceracılar Loncası'na girmek isteyen bazı maceracılar, Lyon'un zayıf ve genç
görünümünü fark edince onunla alaycı bir şekilde güldüler. Çünkü Lyon, tam da şehrin merkezinde,
Strambeourg Diyarı'nın en büyük macera loncası olan Syatro Loncası'nın
önünde duruyordu.
İri yarı maceracılar, alaycı kahkahalar ve küçümseyici bir tavırla Lyon'a seslendiler:
"Hey çocuk, herhalde aileni kaybettin, hahaha! Çok yanlış yerdesin, burası sana göre değil.
Sen git, ileride çocuk parkı var, orada oyna!" diyerek kahkahalar eşliğinde Syatro Loncası'na girdiler.
Tabii bu sırada Lyon'un kim olduğunu hiçbiri bilmiyordu.Lyon içinden küçümseyici bir "Hahaha!" ile gülümsedi ve Kral Respux'un tarif ettiği
Büyücüler Loncası'na doğru yol aldı.
Büyücüler Loncası'nın başındaki 7. Seviye Büyücü Larita, yeni Kahraman'ı kapının önünde bizzat karşıladı.
Larita: "Aramıza hoş geldiniz, Büyük Kahraman. Buyurun içeri geçelim, size neler
olduğunu anlatayım."
Larita, odasında Lyon'a büyücülükle ilgili temel teknikleri ve nasıl büyü yapılacağını
anlatmaya başladı.
Larita: "Toplamda beş ana büyü türü vardır: Ateş, Hava, Toprak, Yıldırım ve en tehlikelisi
olup pek kimsenin kullanmadığı Kara Büyü. Her bir tekniğin kullanılabilmesi için,
doğumdan itibaren bizimle olan ve belli tekniklerle geliştirebildiğimiz bir mana gücümüz
vardır. Bu mana, yaptığımız büyünün gücünü belirler. Bu mana insanla birlikte doğar ve
tekniklerle geliştirilir. Fakat her insan manasını istediği gibi geliştiremeyebilir; ne kadar
uğraşırsa uğraşsın aynı seviyede kalabilir. Genellikle küçük yaşta yapılan mana
egzersizleri daha etkili olur. Bu yüzden küçük yaşta manasını çok yükselten benim gibi
büyücüler, maceracılar arasında en üst seviyelerde yer alır. Tabii ki büyücüler arasında
da bir sınıflandırma sistemi vardır; bir, iki, üç veya daha fazla elemente sahip olanlar gibi.
Örneğin, Ateş ve Su'yu aynı anda kullanabilen büyücüler bulunur. Şimdi gelin, sizin
mananıza ve istatistiklerinize bakalım."
Larita devam etti: "Öncelikle istatistiklerinizi görebilmek için zihninizden 'İstatistikler
Açıl' demeniz yeterli."
Lyon'un istatistikleri, bir kahraman olmasına rağmen şaşırtıcı derecede düşüktü:
HP: 10, Mana: 50, Hız: 3, Dayanıklılık: 10
Ancak isminin hemen altında "Rütbe: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanı
parlıyordu. Peki, bu ünvan ne işe yarıyordu?
Strambeourg dünyasında yaşayan normal insanlar ve maceracılar bir tekniği öğrenip
ustalaşmak için haftalarını, aylarını, hatta yıllarını harcamak zorundayken, bu ünvana
sahip olan Lyon'un gelişimi diğerlerine göre üç kat daha hızlıydı. Bu sayede, normal bir
şövalyenin bir teknikte ustalaşması üç ayını alıyorsa, Lyon için bu süre sadece bir aydı.
7.Seviye Eşsiz Büyücü Larita, Lyon'u oturtarak, "Ayaklarını bağdaş kur, gözlerini kapat ve
içinde dolaşan havayı hissetmeye çalış. Bunu yaparken içindeki manayı da hissetmeye
başlayacaksın," dedi.
Lyon, Larita'nın dediklerine harfiyen uydu. Kısa bir süre sonra içinde küçücük, mavimsi
bir ışık hissetmeye başladı. Artık manasını kullanabilir, geliştirebilir ve ne kadar
manasının kaldığını içsel olarak veya istatistiklerinden takip edebilirdi.
Larita, "Kahraman, lütfen buraya gelir misiniz?" diyerek onu başka bir odaya götürdü.
Odada dört adet heykel vardı. Lyon'dan tam ortalarında durarak manasını dışarı
salmasını istedi; böylece hangi elemente yatkın olduğu anlaşılacaktı. Her bir heykel
farklı bir elementi temsil ediyordu. Ateş heykeli ve Su heykeli tepkisiz kaldı. Yıldırım
heykeli parlak bir ışıkla aydınlanırken, Toprak heykeli ise çok kısa bir an hafifçe parıldayıp
hemen söndü.
Bu bir işaretti: Lyon iki elemente sahipti. En yatkın olduğu element Yıldırım, yan elementi
ise Toprak'tı. Böylece kendisini geliştirerek aynı anda hem Yıldırım hem de Toprak
büyülerini kullanabilecekti.Ancak Lyon'un bilmediği bir şey vardı: Aslında tüm
elementlere çalışırsa hepsini kullanabilecek bir mana potansiyeline ve yeteneğe sahipti.
Larita, Büyücü Kulesi'nden Kahraman'ın işine yarayacak birkaç temel büyü kitabı
verdikten sonra Lyon, bu sefer Şövalye Loncası'nın yolunu tuttu.Şövalye Loncası,
Büyücüler Loncası'nın zarif yapısının aksine, daha heybetli ve sağlam taştan yapılmış bir
binaydı. Giriş kapısı devasa ve demir işlemelerle süslüydü. Kapıda onu karşılayan kimse
olmamıştı; içeriden kılıç şakırtıları, talim komutları, tok sesli bağırışlar ve ara sıra
yükselen gürültülü kahkahalar geliyordu. Burası, büyücülerin sessiz ve gizemli
mekanından çok farklı, canlı ve hareketli bir yerdi.
Lyon derin bir nefes alıp ağır kapıyı iterek içeri girdi. Karşısına çıkan geniş avluda, farklı
yaşlarda ve cüsselerde, çeşitli zırhlar kuşanmış şövalyeler ve şövalye adayları hararetli
bir şekilde antrenman yapıyordu. Kimisi tahta kılıçlarla birbirine karşı talim yaparken,
kimisi ağır silahları ustaca savuruyor, kimisi de dayanıklılıklarını artıran zorlu
egzersizlerle meşguldü. Onu gören birkaç kişi, antrenmanlarını kısa bir anlığına kesip,
tıpkı Syatro Loncası'ndaki maceracılar gibi, önce bir an duraksadı, sonra aralarında bir
şeyler fısıldaşmaya başladı. Lyon'un genç ve zayıf görünümü, bu kaslı ve sert görünümlü
savaşçıların arasında dikkat çekiyordu.
Tam o sırada, avlunun diğer ucundan, antrenman yapanları denetleyen, gür ve otoriter
bir ses duyuldu: "Yeni gelen sen misin, çocuk?"
Lyon sesin geldiği yöne döndü. Karşısında, üzerinde parlak çelik bir zırh taşıyan,
tecrübeli olduğu her halinden belli, heybetli ve yapılı bir adam duruyordu. Yüzündeki eski
bir kılıç yarasının izi, ona daha da sert bir ifade katıyordu. Belindeki kınında duran büyük
kılıcın kabzası bile deneyim kokuyordu.
Lyon başıyla onayladı. "Evet, ben Lyon. Kral Respux gönderdi."
Adam onu baştan aşağı dikkatle süzdü. Bakışları keskin ve sorgulayıcıydı.Ben Grakor, Şövalye Loncası'nın
başıyım. Kral, bir Kahraman'ın geldiğini ve şövalyelik sınıfına da yatkın olduğunu söyledi
ama... Açıkçası pek Kahraman'a benzemiyorsun. Grakor'un sesi, Lyon'un görünüşünden
dolayı duyduğu şüpheyi gizlemiyordu.Lyon bu tür tepkilere yavaş yavaş alışmaya
başlamıştı. Hafifçe gülümsedi. "Biliyorum, dış görünüşüm biraz yanıltıcı olabiliyor. Ayrıca
Büyücülük sınıfına da sahibim."
Grakor'un kalın kaşları bu beklenmedik bilgiyle hafifçe yukarı kalktı. "Hem Büyücü hem
Şövalye ha? Bu diyarda pek rastlanan bir durum değil. İlginç. Dini merkezdeki küre
gerçekten Şövalyeliği de mi gösterdi?"
"Evet, efendim," diye yanıtladı Lyon. "Hem turuncu hem de beyaz ışık aynı anda yandı."
Grakor bir an derin düşüncelere daldı, çenesini sıvazladı. O sırada, antrenman yapan
gençlerden biri, yapılı ve kendinden emin tavırlarıyla dikkat çeken, kestane rengi saçlı bir
şövalye adayı merakla onlara yaklaştı. Yanında, daha sakin ve gözlemci bir duruşu olan,
koyu renk saçları örgülü genç bir kadın şövalye de vardı.
Genç adam, hafif alaycı bir gülümsemeyle, "Usta Grakor, bu çelimsiz çocuk mu Kral'ın
bahsettiği Kahraman?" diye sordu. Sesi, küçümseme ile merak arasında bir yerdeydi.
"Ben Darius. Eğer Kahraman buysa, işimiz zor görünüyor."
Koyu saçlı kadın şövalye, Darius'a uyarıcı bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Ben
Elara. Darius'un patavatsızlığına bakma. Usta Grakor, kürenin sonuçları nadiren yanılır."
Grakor, Darius'a ters bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Pekâlâ, madem öyle... Bir
bakalım gerçekten ne kadar şövalyeliğe yatkınsın. Öyle lafla peynir gemisi yürümez.
Benimle gel." Grakor, Lyon'a arkasını dönüp avlunun bir köşesine, üzerinde çeşitli
ağırlıklarda tahta ve köreltilmiş metal alıştırma kılıçlarının bulunduğu bir rafa doğru
yürümeye başladı. "Sana birkaç temel duruş ve kılıç tekniği göstereceğim. Bakalım ne
kadar çabuk kavrayacaksın."
Grakor, Lyon'a uygun ağırlıkta, basit bir tahta kılıç uzattı. "Önce temel savunma duruşu.
Ayakların omuz genişliğinde açık, dizlerin hafif bükük, ağırlığın dengeli. Kılıcı böyle
tutacaksın." Grakor, yılların verdiği ustalıkla duruşu gösterdi. Her hareketi net ve keskindi.
Lyon, Grakor'u dikkatle izledi ve kılıcı kavramaya çalıştı. İlk başta biraz acemiceydi,
dengesini bulmakta zorlanıyordu. "Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanının
getirdiği hızlı öğrenme yeteneği sayesinde, Grakor'un gösterdiği detayları zihnine
kazıyordu. Vücudu, normal bir acemiden çok daha hızlı bir şekilde doğru pozisyona
adapte olmaya başladı.
Darius, kollarını göğsünde kavuşturmuş, alaycı bir ifadeyle izliyordu. "Kılıcı tutuşuna bak,
sanki elinde çiçek tutuyor. Bu gidişle ilk canavarla karşılaştığında yemeği olacak." diye
fısıldadı yanındaki diğer birkaç gence, onlar da kıkırdadılar. Elara ise daha dikkatli bir gözle Lyon'u süzüyordu.
Lyon'un ilk acemiliğinin ardından, hareketlerindeki ince
ayarlamaları ve Grakor'un sözlerini anında uygulamaya çalışmasını fark etmişti. "Usta
Grakor," dedi düşünceli bir sesle, "Duruşunu şaşırtıcı bir hızla düzeltiyor. Sanki... daha
önce kılıç tutmuş gibi değil ama vücudu komutlara çabuk tepki veriyor."
Grakor homurdandı. "Göreceğiz. Duruş bir şey, hareket başka bir şey. Şimdi, basit bir
aşağı doğru kesme hareketi. Omuzdan güç alarak, bileğini kilitlemeden." Grakor, havada
keskin bir vınlama sesi çıkararak hareketi gösterdi.
Lyon denedi. İlk denemesi biraz savruk oldu ama ikinci denemesinde, Grakor'un
gösterdiği akıcılığa ve güce yaklaşan bir hareket sergiledi. Hatta içgüdüsel olarak ilk
denemesindeki bir hatayı kendiliğinden düzeltmiş gibiydi.
Grakor'un yüzündeki sert ifade bir an için yumuşar gibi oldu, sonra tekrar eski halini aldı.
"Fena değil, çaylak. Şaşırtıcı derecede fena değil. Daha önce hiç kılıç eğitimi almadığına
emin misin?"
Lyon, biraz da yaşadığı dünyanın avantajını kullanarak, "Doğrusu, geldiğim yerde bu tür
şeylere ilgim vardı. Çeşitli oyunlar oynadım, filmler izledim. Belki oradan bir şeyler
kapmışımdır," diye cevap verdi, tam gerçeği söylemekten çekinerek.
Darius alayla güldü. "Oyunlar mı? Hah! Burası oyun parkı değil, 'Kahraman'. Burada
yanlış bir hareketin bedeli canın olur. Elara araya girdi, sesi sakin ama keskindi. "Darius,
yeter. Herkes bir yerden başlar. Öğrenme hızı gerçekten de dikkat çekici. Usta Grakor,
belki de küre sandığımızdan da doğru bir tespit yapmıştır."
Grakor, elini çenesine götürdü. "Elara haklı. Duruşun hala ham, hareketlerin cilasız. Ama
bir kıvılcım var. Küre tamamen yanılmış olamaz. Yeteneğin var gibi görünüyor. Gerçekten
bir şövalye olacak cesaretin ve azmin olup olmadığını ise zaman gösterecek." Grakor,
Lyon'a baktı. "Şimdilik temel egzersizlere devam et. Elara sana yardımcı olacak. Gücünü
ve dayanıklılığını artırman gerek. Hem büyü hem kılıç, ikisi de enerji ister."Lyon, hem biraz
rahatlamış hem de yeni bir heyecanla dolmuştu. Şövalye Loncası'ndaki ilk adımı,
beklediğinden daha zorlu ama bir o kadar da umut verici olmuştu. Elara'nın yol
göstermesiyle, temel şövalye talimlerine başlamak için sabırsızlanıyordu.
Elara, Lyon’u avlunun daha sakin bir köşesine götürdü. "Darius’a aldırma," dedi sakin bir
sesle, elindeki tahta kılıcı yere saplarken. "O, yetenekli ama kibrinin kurbanı olmaya
meyilli biri. Sen buraya öğrenmeye geldin, o ise hava atmaya."
Lyon, "Sorun değil," dedi nefes nefese, az önceki birkaç deneme bile ham vücudunu
yormuştu. "Oyunlarda da böyle tipler hep olurdu, genelde ilk bölümlerdeki mini-boss
gibidirler. Sonra ana karakter onları geçer."
Elara, Lyon’un ne dediğini tam anlamasa da gülümsedi. "Tuhaf terimlerin var Kahraman.
Şimdi, kılıç sallamadan önce vücudunu hazırlamalıyız. O cılız kollarla bir Ork’un derisini
çizmeyi bırak, kılıcı bile düzgün tutamazsın. Koşmaya başla. Avlunun etrafında yirmi tur."
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM -----------------------
------------------ HER GÜN 5 SAYFA İLE KARŞINIZDA OLACAĞIM -----------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE -----------------------
------------------ TÜM MANGAMAC OKURLARINA VE AİLESİNE -----------------------
------------------ SEVGİLERLE / EMRE BEKAR -----------------------
Elara, Lyon’un ne dediğini tam anlamasa da gülümsedi. "Tuhaf terimlerin var Kahraman.
Şimdi, kılıç sallamadan önce vücudunu hazırlamalıyız. O cılız kollarla bir Ork’un derisini
çizmeyi bırak, kılıcı bile düzgün tutamazsın. Koşmaya başla. Avlunun etrafında yirmi tur."
------------------ 2. / BÖLÜM -----------------------
Lyon’un gözleri büyüdü. “Yirmi tur mu? Ama Dayanıklılığım sadece 10!” “O zaman onu
arttır,” dedi Elara, itiraz kabul etmeyen bir tavırla.Lyon koşmaya başladı. İlk beş turda
ciğerleri yanmaya, bacakları titremeye başlamıştı bile. Normal bir insan olsa çoktan yere
yığılırdı. Ama Lyon’un zihninde o tanıdık ses yankılandı:
[Sistem Bildirimi: Dayanıklılık Limiti Zorlanıyor... Hızlı Gelişim Aktif.]
[Dayanıklılık +1]
Bu bildirim Lyon’a bir enerji patlaması gibi geldi. "İşe yarıyor!" diye düşündü.
"Vücudum acı çekse de istatistiklerim artıyor. Bu acıya değer!"
Diğer şövalyeler antrenmanlarını bitirip dinlenmeye çekilirken, Lyon kan ter içinde
koşmaya devam ediyordu. Darius ve yancıları kenardan gülerek onu izliyorlardı.
Darius: "Hey Kahraman! Dikkat et de rüzgar seni uçurmasın! Hahaha!"
Lyon onları duymamazlıktan geldi. Onuncu turda bacaklarını hissetmiyordu ama on
beşinci turda garip bir şekilde nefes alışı düzene girmişti. Yirminci turu tamamladığında,
yere yığılmak yerine ellerini dizlerine koyarak derin bir nefes aldı ve doğruldu.
Elara şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Normalde yeni gelenler onuncu turda kusmaya
başlar. Sen ise... adapte oldun.
Lyon sırıttı. "Sana söylemiştim, hızlı öğrenirim."
"İstatistikler Açıl," dedi içinden.
Dayanıklılık: 10 -> 13
Hız: 3 -> 4
Sadece bir koşu antrenmanıyla bu kadar artış inanılmazdı! Normalde bu artış haftalar
sürerdi.O sırada Grakor’un gür sesi duyuldu. "Yeterli ısınma! Şimdi kılıçları elinize alın.
Darius, sen gel. Yeni gelen Kahramanımızla biraz pratik yapalım. Ama uyarayım Darius,
eğer onu sakatlarsan seni bizzat ben duvardan duvara çarparım. Sadece savunma ve
hafif saldırı." Darius’un yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi. Elindeki ağır antrenman
kılıcını omzuna yaslayarak Lyon’un karşısına geçti. "Merak etme Usta Grakor.Kahramanımıza nazik davranacağım."
Lyon, Elara’nın verdiği tahta kılıcı iki eliyle sıkıca kavradı. Grakor’un gösterdiği
duruşu aldı. Kalbi güm güm atıyordu. Bu bir oyun değildi; karşısındaki adamın kasları
Lyon’un kafası kadardı.
"Başla!" diye bağırdı Grakor.
Darius aniden ileri atıldı. Hızı, Lyon’un beklediğinden çok daha fazlaydı. Kılıcı yukarıdan
aşağıya doğru, Lyon’un omzunu hedef alarak indi. Lyon, refleks olarak değil, sanki
vücudu ne yapacağını biliyormuşçasına yana doğru kaydı.
VINNNNNNN!!
Tahta kılıç Lyon’un hemen yanından geçti.
Darius şaşırdı. "Şanslısın velet," dedi ve hemen ardından yatay bir savuruş yaptı.
Lyon bu sefer kılıcını siper etti.
ÇAAATTTT!
Darbe o kadar ağırdı ki Lyon’un kolları uyuştu ve birkaç adım geriye sendeledi. Ama kılıcı
elinden düşürmemişti.
"Gözlerini kapatma!" diye bağırdı Elara kenardan. "Rakibinin omuzlarına bak, saldırının
nereden geleceğini anlarsın!"
Lyon, Elara’nın dediğini yaptı. Darius’un sağ omzunun hafifçe gerildiğini gördü. "Sağdan
geliyor!"
Lyon, Darius’un hamlesinden hemen önce eğildi ve kendi tahta kılıcını Darius’un karın
boşluğuna doğru savurdu.
Bu hamle, o kadar acemi ama o kadar beklenmedik bir anda gelmişti ki Darius savunma
alamadı.
KÜÜÜTTT!
Lyon’un tahta kılıcı, Darius’un zırhının boşluğuna, tam kaburgalarının altına çarptı. Tabii
ki Darius’un kaslı vücudu ve zırhı sayesinde bu darbe ona sinek ısırığı gibi gelmişti ama
asıl olay darbenin şiddeti değil, isabet etmesiydi.Avludaki sesler kesildi. Herkes donup
kalmıştı. Yeni yetme, çelimsiz bir çocuk, Lonca’nın en yetenekli çaylaklarından biri olan
Darius’a vurmayı başarmıştı.
Darius’un yüzü utanç ve öfkeyle kıpkırmızı oldu. "Sen... Seni küçük..." Kontrolünü
kaybederek kılıcını bu sefer gerçekten zarar vermek için, tüm gücüyle havaya kaldırdı.
Tam o anda, havada bir elektrik cızırtısı duyuldu.
Lyon, korkuyla elini kaldırdığında, parmak uçlarından istemsizce mavi kıvılcımlar saçıldı.
Yıldırım Elementi! Korku anında manası tetiklenmişti.Ancak Darius’un kılıcı inemedi.
Grakor, inanılmaz bir hızla araya girmiş ve Darius’un bileğini tek eliyle havada
yakalamıştı.
"Yeter!" dedi Grakor, sesi gök gürültüsü gibiydi. Darius’u bir bez bebek gibi geriye itti.
"Sana kontrollü olmanı söylemiştim."
Sonra Lyon’a döndü, gözleri Lyon’un hala hafifçe cızırdayan parmaklarına takılmıştı. "Ve sen... Reflekslerin iyi. Ayrıca büyü gücünü kılıç
dövüşüne karıştırmak... Tehlikeli ama potansiyeli yüksek bir stil."
Lyon derin bir nefes verdi. Bacakları titriyordu ama bu sefer yorgunluktan değil,
adrenalindendi.
[Sistem Bildirimi]
[Yeni Yetenek Kazanıldı: Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 1)]
[Yeni Yetenek Kazanıldı: Savaş İçgüdüsü (Seviye 1)]
[Mana Kontrolü (Yıldırım) hafifçe arttı.]
Grakor, Lyon’un omzuna, bu sefer daha dostça ama hala ağır bir el koydu. "Aferin evlat.
Darius'a dokunabildin. Bu, ilk gün için hiç fena değil. Ama kolların titriyor, duruşun
berbat ve gücün bir tavuğun ki kadar. Yarın şafak vaktinde burada ol. Elara seninle özel
olarak ilgilenecek. Seni gerçek bir şövalye yapmadan o zindanlara göndermem."
Darius, burnundan soluyarak loncayı terk ederken, Elara Lyon’un yanına geldi ve hafifçe
gülümsedi. "Fena değildi, Kahraman. Fena değildi."
Lyon o gece kendisine tahsis edilen han odasına döndüğünde yorgunluktan ölmek
üzereydi ama yüzünde aptal bir gülümseme vardı. Yatağa uzandı ve tavanı izleyerek
yumruğunu sıktı. "Bekle beni Strambeourg... Bu daha başlangıç. Hem en güçlü Büyücü
hem de en güçlü Şövalye olacağım ve o Antik Tanrılar mıdır nedir, bir gün karşıma
çıkarsa onu tek atışta indireceğim!"
Gözleri kapanmadan önce son bir kez fısıldadı: "Statü..."
İsim: Lyon
Sınıf: Büyücü / Şövalye
Rütbe: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman
HP: 15 (Arttı)
Mana: 52
Hız: 5 (Arttı)
Dayanıklılık: 14 (Arttı)
Element: Yıldırım (Ana), Toprak (Yan)
Gelişim başlamıştı. Ancak Lyon, yarın sabah Elara'nın ona hazırladığı cehennem gibi
antrenman programından henüz habersizdi...Sabahın ilk ışıkları henüz Eliqsue
Krallığı'nın taş duvarlarına vurmadan, Lyon'un kapısı gümbür gümbür çalındı.
"Kalk bakalım Kahraman! Canavarlar senin uykunu beklemez!". Kapıdaki ses Elara'ya
aitti. Lyon, vücudunun her zerresi ağrırken yataktan zorlukla doğruldu. Dünkü antrenman
ve Darius ile olan kısa sürtüşme, ham vücudunda ciddi bir yorgunluk bırakmıştı. Ama şikayet etmeye vakti yoktu; içindeki
"oyuncu ruhu" bu zorluğu bir "level kasma" süreci olarak görüyordu.
Şövalye Loncası'nın avlusuna indiklerinde, Elara'nın elinde bu sefer tahta kılıç yoktu.
Onun yerine devasa kum torbaları ve ağırlıklar vardı.
Elara: "Bugünkü menüde kas yıkımı var Lyon. Kılıç tutmadan önce o kılıcı kaldıracak güce
erişmelisin. Maceracılar Loncası'ndaki o adamların sana gülmesinin sebebi sıska
olmandı. Şimdi, bu kum torbalarını sırtlan ve şehri çevreleyen surların etrafında koşmaya
başla."
Lyon torbayı sırtına aldığında dizleri titredi. Ağırlık en az 30 kiloydu. Ama adım atmaya
başladığı anda o tanıdık bildirim zihninde çınladı:
[Sistem Bildirimi: Yük Altında Hareket. Dayanıklılık ve Güç artışı hızlandırıldı.]
Lyon sırıttı. "Bu acı, tecrübe puanı (EXP) demek!" diye mırıldanarak koşmaya başladı.
Öğlene kadar süren bu cehennem azabının ardından, Lyon yemek bile yiyemeden soluğu
Büyücüler Loncası'nda aldı. Fiziksel yorgunluğu zirvedeydi ama zihni hala açıktı.
Büyücü Larita onu odasında bekliyordu. Önünde havada süzülen küçük taşlar vardı.
Larita: "Fiziksel bedenin yorgun olması, mananı kontrol etmeni zorlaştırır Kahraman.
Ama gerçek bir savaşta dinlenmiş olmayacaksın. Şimdi, içindeki Yıldırım elementini
parmak uçlarında topla. Onu vahşi bir fırtına gibi değil, ince bir iplik gibi düşün."
Lyon, gözlerini kapatıp odaklandı. Vücudundaki yorgunluk, manasını dalgalı hale
getiriyordu. Ama oyunlardan bildiği "mana kontrolü" mantığını devreye soktu. Manayı bir
nehir gibi değil, bir elektrik devresi gibi hayal etti.
Cızzzzt!
Sağ işaret parmağının ucunda, fındık büyüklüğünde ama yoğun bir mavi elektrik küresi
belirdi
Larita'nın gözleri parladı. "Mükemmel... Normalde bir çırağın elementini bu kadar
yoğunlaştırması haftalar alır. Senin 'Kahraman' ünvanın gerçekten de korkutucu bir
avantaj."
Lyon o sırada yeni bir bildirim aldı:
[Yeni Yetenek: Yıldırım Küresi (Seviye 1)]
Akşam üzeri, Lyon her iki loncadaki eğitimini bitirmiş, bitkin bir halde Maceracılar
Loncası'nın yanındaki hana, "Yorgun Ejderha"ya girdi. Karnı o kadar açtı ki bir atı bile
yiyebilirdi.
Bir masaya yığılırken, yan masadan gelen gürültülü şapırtılar dikkatini çekti. Masada,
kendi yaşlarında, kısa turuncu saçlı, üzerinde hafif deri zırhlar ve sırtında devasa bir yay
taşıyan bir kız oturuyordu. Kızın önünde dağ gibi yığılmış tabaklar vardı ve inanılmaz bir
hızla yemek yiyordu.
Kız, Lyon'un ona baktığını fark edince ağzındaki tavuk butunu bırakıp kocaman
gülümsedi. Yanakları yemekten şişmişti.
"Ne o? Çok mu iştah açıcı görünüyorum?" dedi kız, ağzını koluyla silerek.
Lyon güldü. "Hayır, sadece o kadar yemeği o vücuda nasıl sığdırdığını merak ettim.
Ben Lyon." Kız elini uzattı, eli yağlıydı ama samimiydi. "Ben Mina! Bu krallığın gelecekteki en
iyi Okçusu! Ve evet, ok atmak çok enerji harcatıyor, o yüzden çok yiyorum. Sen şu yeni
gelen Kahraman olmalısın, değil mi? Şövalye Loncası'ndaki o züppe Darius'a vurmuşsun. Dedikodular hızlı yayılır."
Lyon, Mina'nın enerjisine hemen ısınmıştı. "Darius mu? Sadece şanslı bir vuruştu."
Mina göz kırptı. "Şans ya da değil, o kibirli suratın bozulduğunu görmek için her şeyimi
verirdim. Hey, duydum ki hem büyücü hem şövalyeymişsin. Bizim ekibe katılsana! Yani...
Henüz bir ekibim yok ama kurduğumda sen de olmalısın!"
Lyon, bu dünyadaki ilk arkadaşını edinmiş gibi hissetti. Mina, neşeli ve açık sözlüydü.
"Neden olmasın? Ama önce biraz güçlenmem lazım."
****** BİR AY SONRA ******
Zaman, Strambeourg diyarında Lyon için su gibi akıp geçti.Bir ay boyunca Lyon, günde
sadece 4 saat uyuyarak insanüstü bir tempoda çalıştı.Sabahları Elara ile kılıç talimi
yapıyor, öğlenleri Grakor'un gözetiminde Darius ve diğerleriyle dövüş antrenmanlarına
katılıyor, akşamları ise Larita ile büyü çalışıyordu.Mina da sık sık antrenmanlara gelip
kenardan tezahürat yapıyor ya da okçuluk yeteneklerini sergileyerek Lyon'a "hareketli
hedeflere" nasıl büyü atacağını öğretiyordu.Ve beklenen gün geldi.Şövalye Loncası'nın
avlusunda Grakor, tüm öğrencileri topladı.
Grakor: "Dinleyin çaylaklar! Bir aydır kum torbası dövüyorsunuz. Artık gerçek dünyayı
görme vaktiniz geldi. Eliqsue Krallığı'nın kuzeyindeki 'Alacakaranlık Ormanı'nda goblin
hareketliliği arttı. Bu sizin ilk saha göreviniz olacak." Herkes heyecanla birbirine
bakarken, Darius öne çıktı. "Sonunda! O yeşil cüceleri kılıcımla doğrayacağım." Sonra
küçümseyici bir bakışla Lyon'a döndü. "Umarım Kahramanımız korkup kaçmaz."
Lyon ise Darius'a cevap vermek yerine sadece gülümsedi ve içinden durum penceresini
açtı. Bir aylık cehennem eğitiminin sonuçları, gözlerinin önünde parlıyordu.
İsim: Lyon
Sınıf: Büyü Yıldırım Şövalyesi (Kendi koyduğu isim)
Seviye: 5
HP: 150 (Başlangıç: 10)
Mana: 320 (Başlangıç: 50)
Hız: 25 (Başlangıç: 3)
Dayanıklılık: 40 (Başlangıç: 10)
Güç: 35
Aktif Yetenekler:
Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 4): Kılıç savurma hızı ve dengesi arttı.
Yıldırım Küresi (Seviye 3): Tek hedefe yüksek hasar verir.
Yıldırım Adımı (Seviye 1): (YENİ) Manayı bacaklara yönlendirerek kısa mesafede
patlayıcı hız sağlar.
Toprak Kalkanı (Seviye 1): (YENİ) Vücudun etrafında ince bir taş tabakası oluşturur,
fiziksel hasarı %10 azaltır.
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM -----------------------
------------------ HER GÜN 5 SAYFA İLE KARŞINIZDA OLACAĞIM -----------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE -----------------------
------------------ TÜM MANGAMAC OKURLARINA VE AİLESİNE -----------------------
------------------ SEVGİLERLE / EMRE BEKAR -----------------------
itibaren sürekli izlediğim animeler ile okuduğum manga ve manhwa gibi eserlerden
doğmuştur. Yolda yürürken, seyahatlerde kulaklığımı takıp şarkı dinlerken hep hayal
kurardım. Hepimizin yaptığı gibi, okulları basan kötü adamlardan herkesi kurtarıp
kahraman olmayı ya da izlediğimiz bir filmin, okuduğumuz bir kitabın veya animenin
dünyasında başrol olmayı istemişimdir. Ben de bu hayallerimden yola çıkarak kaleme
aldığım bu mangada, ana karakterimin sürekli güçlenmesini ve en güçlü olmasını
arzuluyorum. O zaman sizleri, kendi hayal dünyamda yarattığım bu hikayeye, ana
karakterimin gelişimine ve hayallerime ortak olmaya davet ediyorum.
-------------- Karakterlerimin isimlerini yabancı seçtim çünkü Türkçe isimler bu tür bir anlatıda
kulağa biraz farklı gelebiliyor.
**HAYALLERİMİN KAHRAMANI BAŞKA**
**DİYARLARIN ÖTESİNDE Kİ LYON**
2017 Yılı , ANKARA.
Lise 2.sınıf öğrencisi Lyon, her zamanki standart rutininde okuluna gidiyor ve
arkadaşlarıyla birlikte sınıfa geçiyordu.
Light: "Lyon, nasılsın kanka? Dün gece ne yaptın, yine oyuna mı daldın?"
Lyon: "Aynen öyle Light! Oyun o kadar iyi ve inanılmaz ki beni içine hapsediyor,
çıkamıyorum. Dün oyunda efsanevi bir item düşürdüm, hem de alan boss'unu
keserken!"
Cake: "Hangi ara kestin? Dün o kadar saat birlikte oynadık kanka, beni niye çağırmadın
ki?"
Lyon: "Cake, senin çıktığın zamana denk geldi. Kestiğim alan boss'u, hiç kimsenin
kesemediği Tanrısal Sınıftan Olympos Ejderhası'ydı!"
Hep bir ağızdan, "Hadi be, gerçekten mi? Şaka yapıyorsun herhalde! O en zor alan
boss'unu nasıl kestin sen?" diye haykırdılar.
Lyon: "Eee, ben de o kadar kolay bir lokma değilim. Benim savaşlarımı çok iyi
biliyorsunuz herhalde, hahaha!" (Kendinden emin bir kahkaha attı.)
Cake ve Light iç çekerek, "- Evet, biliyoruz maalesef," diye mırıldandılar. (Bir önceki
kapışmalarında Lyon'a kaybetmişlerdi.)
Tam o sırada, günümüz teknolojisinden çok uzakta, başka gezegenlerin ve diyarların
ötesinde Strambeourg adında bir dünya vardı. Bu dünyanın kendi Tanrıçası bulunuyordu.
Strambeourg dünyasında yıl 371'di ve teknoloji namına hiçbir şey yoktu; sadece kılıç,
büyü ve simyanın hüküm sürdüğü bir diyardı.
Strambeourg diyarının Eliqsue Krallığı'nda ise bir Kahraman çağırma ritüeli
düzenleniyordu. Önceki Kahraman, Büyük İblis Savaşı'nda krallığı korumuş ancak 16 yıl
sonra diyardan göç etmişti. Onun yokluğunda güçsüz düşen canavarlar yeniden
kuvvetlenmeye başlayarak Eliqsue Krallığı'na ve diğer krallıklara saldırmaya, köyleri ve
ormanları yağmalamaya başlamıştı. Bu sebepten dolayı, Eliqsue Krallığı'nın dört üst
düzey büyücüsü yeni bir kahraman çağırma ritüeline girişmişti.
Lyon, sınıfta arkadaşlarıyla oyun hakkında konuşurken bir anda ayaklarının altında sarı değil,
altın ve beyaz karışımı karmaşık bir büyü çemberi belirir. Çemberin üzerinde Lyon’un hiç bilmediği semboller döner.
Sınıftaki ışıklar titrer, telefon ekranları kararır, camlar çatlar.
Light panikle bağırır:
Light:
“Lyon! Ayağının altında ne var lan?!”
Cake, Lyon’u kolundan çekmeye çalışır ama elini uzattığı anda görünmez bir kuvvet onu geriye savurur.
Cake:
“Dokunamıyorum! Sanki etrafında camdan bir duvar var!”
Lyon ilk başta bunun bir şaka olduğunu sanır. Sonra ayaklarının yerden kesildiğini hisseder. Kalbi deli gibi atmaya başlar.
Lyon içinden:
“Hayır… Bu gerçek olamaz. Manga sahnesi gibi ama… bu gerçekten oluyor. Ben daha az önce sınıftaydım. Bu nasıl mümkün olabilir?”
Çember parladıkça sınıfın sesi uzaklaşır. Light ve Cake’in bağırışları boğuklaşır.
Light:
“Lyon! Lyon!”
Lyon son kez arkadaşlarına bakar. Bu defa gülmez. Çünkü ilk kez gerçekten korkmuştur.
Lyon:
“Ben… nereye gidiyorum?”
Sonra ışık onu tamamen yutar.
Lyon gözlerini açtığında kendini boşlukta süzülürken bulur. Etrafında yıldızlar, parçalanmış gezegenler,
devasa büyü mühürleri ve zincirlenmiş kapılar vardır. Bazı kapıların ardında ormanlar,
bazı kapıların ardında savaş alanları, bazı kapıların ardında ise karanlık yaratıkların siluetleri görünür.
Lyon nefes almakta zorlanır.
Lyon:
“Burası neresi? Ben öldüm mü? Yoksa rüya mı görüyorum?”
Tam o anda karşısında uzun gümüş saçlı, gözlerinde altın parıltılar taşıyan Tanrıça Katsuna belirir.
Ama bu defa sadece sakin ve kutsal görünmez; yüzünde yorgunluk da vardır. Sanki yıllardır bir şeyi tek başına taşımaktadır.
Katsuna:
“Hayır Lyon. Ölmedin. Ama artık eski dünyanda da değilsin.”
Lyon geri çekilir.
Lyon:
“Sen kimsin? Benim adımı nereden biliyorsun? Beni hemen geri gönder!”
Katsuna bir süre susar. Bu sessizlik önemli olur çünkü Tanrıça’nın bile her şeyi kolayca çözemediğini gösterir.
Katsuna:
“Ben Katsuna. Strambeourg Diyarı’nın koruyucu Tanrıçasıyım. Seni buraya ben çağırmadım… en azından tek başıma değil.
Eliqsue Krallığı’ndaki insanlar, yirmi yıldır yeni bir kahraman çağırmak için dua ediyor.”
Lyon:
“Bana ne onların duasından? Ben daha lise öğrencisiyim! Ailem var, arkadaşlarım var. Ben oyun oynuyordum sadece. Gerçek bir savaşa gitmek istemiyorum!”
Katsuna elini kaldırır. Boşlukta devasa bir dünya görüntüsü belirir.
Katsuna:
“Burası Strambeourg. Sizin dünyanızdan çok uzakta, yıldızların ve diyar kapılarının ötesinde bir dünya.
Burada teknoloji yok. İnsanlar kılıçla, büyüyle, simyayla ve mana ile hayatta kalır.”
Dünya görüntüsü beş farklı bölgeye ayrılır.
Katsuna:
“Strambeourg beş büyük güç bölgesinden oluşur.”
Eliqsue Krallığı: İnsanların en büyük krallığı. Kılıç ustaları, büyücüler, rahipler ve maceracılar burada yetişir. Lyon’un ilk gideceği yer burası olur.
Sylvaris Ormanları: Elflerin, kadim ruhların ve eski mana ağaçlarının yaşadığı bölge. Burada doğa büyüsü güçlüdür.
Nox Çölleri: Simyacıların, tüccarların ve yasaklı büyü arayıcılarının diyarı. Eski savaşlardan kalma harabeler bulunur.
Varnak Dağları: Cüceler, demirciler ve ejderha pullarından silah yapan ustalar burada yaşar.
Kara Yarık Bölgesi: Büyük İblis Savaşı’ndan sonra mühürlenen karanlık bölge. Goblin kabileleri, Draconianlar, iblis soyları ve ölü büyücüler burada güç toplamaya başlamıştır.
Lyon dikkatle dinler ama hâlâ ikna olmaz.
Lyon:
“Tamam, dünya tehlikeli. Ama neden ben? Orada hiç mi güçlü insan yok?”
Katsuna’nın yüzü ciddileşir.
Katsuna:
“Var. Ama yeterli değiller. Önceki Kahraman Roxa, Büyük İblis Savaşı’nda Kara Yarık’ı mühürledi. Fakat mühür tam kapanmadı.
Roxa öldüğünde, onun ruh gücüyle ayakta duran mühür de zayıfladı. Son yirmi yılda goblinler sadece çoğalmadı; evrim geçirdi.
Şamanlar kara büyü öğrenmeye başladı. Draconianlar uyanmaya başladı. Nekromansi tekrar dünyaya yayıldı.”
Sonra Katsuna, Lyon’a Eliqsue Krallığı’ndaki ritüeli gösterir.
Lyon boşluğun içinden sanki bir pencere açılmış gibi krallığın kutsal salonunu görür. Ortada dev bir büyü çemberi vardır.
Dört üst düzey büyücü çemberin köşelerinde durur. Rahip Suste kutsal mühürleri okur. Kral Respux ise diz çökmüş şekilde kılıcını yere saplamıştır.
Salonun çevresinde kırık mana kristalleri, bayılmış rahipler ve tükenmiş büyücüler vardır.
Katsuna:
“Bu ritüel dört yılda bir yapılabilir. Çünkü her denemede krallığın kutsal mana damarları boşalır. Başarısız olursa yalnızca zaman kaybedilmez; büyücüler yaşam güçlerinden de kaybeder.”
Lyon:
“Yani beni çağırmak için insanlar kendilerini feda mı ediyor?”
Katsuna:
“Bazıları evet. Bazıları da yıllarını bu ritüele adadı. Fakat sana yalan söylemeyeceğim Lyon. Bu, adil bir çağrı değil. Senin rızan alınmadan başlatıldı.”
Lyon sinirlenir.
Lyon:
“Eğer bu adil değilse beni geri gönder. Ben kimsenin kuklası olmak istemiyorum.”
Katsuna başını eğer.
Katsuna:
“İstersen seni geri gönderebilirim. Ama çağırma kapısı bir kez açıldı. Sen geri dönersen, Eliqsue Krallığı dört yıl boyunca tekrar kahraman çağıramaz.
O süre içinde kuzey köyleri düşer. Alacakaranlık Ormanı tamamen kararır. Kara Yarık’ın ilk mührü kırılır.”
Lyon’un önünde görüntüler belirir.
Yanmış bir köy. Ağlayan çocuklar. Goblinler tarafından yıkılmış evler. Yaralı askerler. Boş bir taht salonunda dua eden Kral Respux. Kılıcına yaslanmış yaşlı bir savaşçı.
Bir mezar taşı: Roxa, Önceki Kahraman.
Lyon yumruğunu sıkar ama hâlâ tamamen kabul etmez.
Lyon:
“Ben kahraman falan değilim. Ben sadece oyun oynayan bir çocuğum.”
Katsuna:
“Tam da bu yüzden seçildin.”
Lyon:
“Dalga mı geçiyorsun?”
Katsuna:
“Hayır. Sen savaşmayı sevdiğin için değil, kaybettiğinde tekrar denemeyi bildiğin için seçildin.
Sen oyunlarda boss keserken sadece güç kullanmadın; sabrettin, öğrendin, strateji kurdun. Strambeourg’un ihtiyacı olan şey doğuştan güçlü biri değil. Gelişebilen biri.”
Katsuna devam eder:
Katsuna:
“Sana sınırsız güç veremem. Tanrılar Strambeourg’a doğrudan müdahale edemez. Kadim Antlaşma buna izin vermez. Ben sadece sana üç şey verebilirim.”
Diyar Dilini Anlama: Lyon herkesle konuşabilecek.
Statü Sistemi: Kendi gelişimini görebilecek.
Hızlı Gelişim Yeteneği: Normal insanlardan üç kat hızlı gelişecek. Ama acı, yorgunluk ve ölüm tehlikesi gerçek olacak.
Lyon:
“Yani hileli başlayacağım ama ölümsüz olmayacağım.”
Katsuna:
“Evet. Bu bir oyun değil Lyon. Gerçekten de öleceksin!”
Lyon uzun süre susar. Önce arkadaşlarını düşünür. Light’ın bağırışını, Cake’in onu çekmeye çalışmasını hatırlar.
Sonra yanan köyleri görür. Sonra kendi çocukluk hayallerini hatırlar: kahraman olmak istemiştir ama gerçek bir kahramanlığın bu kadar ağır olacağını hiç düşünmemiştir.
Sonunda Tanrıça’ya bakar.
Lyon:
“Ben bunu hemen kabul etmiyorum.”
Katsuna şaşırır.
Lyon:
“Önce şunu bilmeni istiyorum. Ben senin askerin değilim. O kralın da oyuncağı değilim. Eğer bu dünyaya gideceksem, kendi kararlarımla hareket edeceğim.”
Katsuna hafifçe gülümser.
Katsuna:
“Gerçek bir kahramandan beklediğim cevap da buydu.”
Lyon:
“İkinci şartım: Bir gün eve dönmenin yolu varsa bana yalan söylemeyeceksin.”
Katsuna:
“Eve dönüş imkânsız değil. Ama kolay da değil. Kara Yarık’ın üç ana mührü onarılmadan diyar kapısı tekrar açılamaz. Eğer o mühürleri onarırsan, sana seçim hakkı vereceğim.”
Lyon:
“Seçim hakkı?”
Katsuna:
“Strambeourg’da kalmak ya da kendi dünyana dönmek.”
Lyon derin bir nefes alır.
Lyon:
“Tamam. Ama bunu kahraman olmak istediğim için değil… en azından şimdilik değil. Bunu, geri dönüş yolumu bulmak ve o insanları ölüme terk etmemek için yapıyorum.”
Katsuna elini Lyon’un göğsüne koyar. Altın bir mühür belirir.
Katsuna:
“O halde seni kutsuyorum, Lyon. Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman. Ama unutma: Kahramanlık sana verilen bir unvan değil, vereceğin kararların sonucudur.”
Lyon’un gözlerinin önünde ilk sistem yazısı belirir:
[Rütbe Kazanıldı: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman]
[Diyar Dili Aktif]
[Statü Sistemi Aktif]
[Hızlı Gelişim Yeteneği Aktif]
[Gizli Potansiyel: Mühürlü]
Sonra Tanrıça’nın sesi uzaklaşır.
Katsuna:
“Eliqsue seni bekliyor. Ama dikkatli ol Lyon… seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.”
Katsuna’nın son sözleri Lyon’un zihninde yankılanırken, etrafındaki yıldızlarla dolu boşluk yavaş yavaş parçalanmaya başladı.
Altın rengi ışıklar, ayaklarının altında yeniden bir büyü çemberi oluşturdu.
Lyon, göğsünde Tanrıça’nın bıraktığı mührün sıcaklığını hissederken derin bir nefes aldı.
Az önce duyduğu uyarı aklından çıkmıyordu: “Seni çağıran herkes sana gerçeği söylemeyecek.” Daha ne olduğunu tam kavrayamadan,
bedenini güçlü bir çekim sardı ve göz kamaştırıcı bir ışığın içinden geçerek kendini taş sütunlarla çevrili,
kutsal sembollerle kaplı büyük bir salonun ortasında buldu.
Çevresinde yorgun düşmüş büyücüler, titreyen rahipler ve nefesini tutmuş askerler vardı.
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, büyü çemberinin ışığı sönmeden önce salonda sevinç çığlıkları yükseldi.
Eliqsue Krallığı büyücüleri sevinçle haykırdı:
“Aman Allah’ım, sonunda başardık! Sonunda bizi canavarlardan koruyacak Büyük Yüce Kahraman geldi!”
Eliqsue Kralı, Yüce Kılıç Ustası Respux, öne çıktı: "Ülkeme ve topraklarıma hoş geldin,
Büyük Kahraman. Uzun zamandır seni bekliyorduk."
Lyon: "Uzun zamandır derken, ne kadar beklediniz ki?"
Respux: "Senden önceki Kahraman Roxa öldüğünden beri sizi bekliyorduk."
Lyon: "Çok beklememişsinizdir o zaman, hahaha!"
Respux: "Yirmi sene sonra çağırma ritüelimize cevap verdiniz."
Lyon: "Neeeeeeee? Yirmi sene sonra mı?!"
Respux: "Evet, tam yirmi sene sonra. Her çağırma ritüelimiz dört senede bir yapılabiliyor
ve başarısız olma ihtimali de oldukça yüksek. Siz beşinci denememizde geldiniz. Sizden
önce başka hiçbir kahraman gelmedi ya da ritüellerimiz hep başarısız oldu. Bu yüzden
çok mutluyuz, bizleri kurtarmaya geldiğiniz için. Tekrardan teşekkür ederiz, Büyük ve
Yüce Kahraman Lyon."
Lyon artık bambaşka bir diyardaydı; evinden, ülkesinden çok uzaklarda, geri dönüşü
olmayan bir maceraya atılmıştı. Ancak Lyon zeki ve savaşlarda yetenekli bir gençti. Bu
diyarda çağırılan her kahraman, normalde Büyücü, Şövalye, Simyacı, Okçu, Tank veya
Ninja gibi sınıflardan yalnızca birine sahip olabiliyordu.
Respux, Lyon'a krallıkta ve diyarda neler olup bittiğini, neden bu diyara çağırıldığını
anlatırken dini merkeze geldiler. Ortada duran bir küreye doğru ilerlediler. Bu küre, yedi
yaşından itibaren her insanın neye yatkın olduğunu ve hangi elemente sahip olduğunu
gösteriyordu.
Respux: "Lyon, gördüğün bu küre senin hangi sınıfa ve elemente sahip olduğunu
gösterecek."
Lyon içinden, "Nolur, her zaman büyücü olmak istemiştim, lütfen büyücü olsun!" diye
dua ederek elini küreye uzattı.
Küre önce açık mavi, ardından yeşil ve en sonunda ise
aynı anda hem turuncu hem de beyaz bir ışıkla parladı. Etraftaki herkes şaşkına
dönmüştü.
Oradakiler Tanrıça'ya şükranlarını sundular: "Sana sonsuz teşekkürler Tanrıçamız, bizi
yalnız bırakmadın ve bize böylesine güçlü bir kahraman gönderdin!"
Tabii Lyon bu sırada ne olduğunu anlamadığı için sağına soluna bakınarak şaşkın
ifadelerle, "Ne oldu? Ne çıktı?" diye sorup duruyordu.
Rahip Suste hayretle konuştu: "İnanılmaz! Normalde her insan sadece bir sınıfa ait
olurken, siz iki sınıfa sahipsiniz Büyük Kahraman: Büyücülük ve Şövalyelik!"
Lyon'un ağzı açık kalmıştı. "Neeeeee? İşte bu be! Hep istemiştim, şimdi oldu!" diye
mutluluktan havaya zıpladı. Büyücü olmak istemesinin yanında bir de Şövalye sınıfına
sahip olmuştu!
Lyon, Eliqsue Krallığı'ndan çıkarak şehrin merkezine indi. Etraf cıvıl cıvıl insanlarla,
alışveriş yapan ailelerle ve maceracılarla doluydu.
Maceracılar Loncası'na girmek isteyen bazı maceracılar, Lyon'un zayıf ve genç
görünümünü fark edince onunla alaycı bir şekilde güldüler. Çünkü Lyon, tam da şehrin merkezinde,
Strambeourg Diyarı'nın en büyük macera loncası olan Syatro Loncası'nın
önünde duruyordu.
İri yarı maceracılar, alaycı kahkahalar ve küçümseyici bir tavırla Lyon'a seslendiler:
"Hey çocuk, herhalde aileni kaybettin, hahaha! Çok yanlış yerdesin, burası sana göre değil.
Sen git, ileride çocuk parkı var, orada oyna!" diyerek kahkahalar eşliğinde Syatro Loncası'na girdiler.
Tabii bu sırada Lyon'un kim olduğunu hiçbiri bilmiyordu.Lyon içinden küçümseyici bir "Hahaha!" ile gülümsedi ve Kral Respux'un tarif ettiği
Büyücüler Loncası'na doğru yol aldı.
Büyücüler Loncası'nın başındaki 7. Seviye Büyücü Larita, yeni Kahraman'ı kapının önünde bizzat karşıladı.
Larita: "Aramıza hoş geldiniz, Büyük Kahraman. Buyurun içeri geçelim, size neler
olduğunu anlatayım."
Larita, odasında Lyon'a büyücülükle ilgili temel teknikleri ve nasıl büyü yapılacağını
anlatmaya başladı.
Larita: "Toplamda beş ana büyü türü vardır: Ateş, Hava, Toprak, Yıldırım ve en tehlikelisi
olup pek kimsenin kullanmadığı Kara Büyü. Her bir tekniğin kullanılabilmesi için,
doğumdan itibaren bizimle olan ve belli tekniklerle geliştirebildiğimiz bir mana gücümüz
vardır. Bu mana, yaptığımız büyünün gücünü belirler. Bu mana insanla birlikte doğar ve
tekniklerle geliştirilir. Fakat her insan manasını istediği gibi geliştiremeyebilir; ne kadar
uğraşırsa uğraşsın aynı seviyede kalabilir. Genellikle küçük yaşta yapılan mana
egzersizleri daha etkili olur. Bu yüzden küçük yaşta manasını çok yükselten benim gibi
büyücüler, maceracılar arasında en üst seviyelerde yer alır. Tabii ki büyücüler arasında
da bir sınıflandırma sistemi vardır; bir, iki, üç veya daha fazla elemente sahip olanlar gibi.
Örneğin, Ateş ve Su'yu aynı anda kullanabilen büyücüler bulunur. Şimdi gelin, sizin
mananıza ve istatistiklerinize bakalım."
Larita devam etti: "Öncelikle istatistiklerinizi görebilmek için zihninizden 'İstatistikler
Açıl' demeniz yeterli."
Lyon'un istatistikleri, bir kahraman olmasına rağmen şaşırtıcı derecede düşüktü:
HP: 10, Mana: 50, Hız: 3, Dayanıklılık: 10
Ancak isminin hemen altında "Rütbe: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanı
parlıyordu. Peki, bu ünvan ne işe yarıyordu?
Strambeourg dünyasında yaşayan normal insanlar ve maceracılar bir tekniği öğrenip
ustalaşmak için haftalarını, aylarını, hatta yıllarını harcamak zorundayken, bu ünvana
sahip olan Lyon'un gelişimi diğerlerine göre üç kat daha hızlıydı. Bu sayede, normal bir
şövalyenin bir teknikte ustalaşması üç ayını alıyorsa, Lyon için bu süre sadece bir aydı.
7.Seviye Eşsiz Büyücü Larita, Lyon'u oturtarak, "Ayaklarını bağdaş kur, gözlerini kapat ve
içinde dolaşan havayı hissetmeye çalış. Bunu yaparken içindeki manayı da hissetmeye
başlayacaksın," dedi.
Lyon, Larita'nın dediklerine harfiyen uydu. Kısa bir süre sonra içinde küçücük, mavimsi
bir ışık hissetmeye başladı. Artık manasını kullanabilir, geliştirebilir ve ne kadar
manasının kaldığını içsel olarak veya istatistiklerinden takip edebilirdi.
Larita, "Kahraman, lütfen buraya gelir misiniz?" diyerek onu başka bir odaya götürdü.
Odada dört adet heykel vardı. Lyon'dan tam ortalarında durarak manasını dışarı
salmasını istedi; böylece hangi elemente yatkın olduğu anlaşılacaktı. Her bir heykel
farklı bir elementi temsil ediyordu. Ateş heykeli ve Su heykeli tepkisiz kaldı. Yıldırım
heykeli parlak bir ışıkla aydınlanırken, Toprak heykeli ise çok kısa bir an hafifçe parıldayıp
hemen söndü.
Bu bir işaretti: Lyon iki elemente sahipti. En yatkın olduğu element Yıldırım, yan elementi
ise Toprak'tı. Böylece kendisini geliştirerek aynı anda hem Yıldırım hem de Toprak
büyülerini kullanabilecekti.Ancak Lyon'un bilmediği bir şey vardı: Aslında tüm
elementlere çalışırsa hepsini kullanabilecek bir mana potansiyeline ve yeteneğe sahipti.
Larita, Büyücü Kulesi'nden Kahraman'ın işine yarayacak birkaç temel büyü kitabı
verdikten sonra Lyon, bu sefer Şövalye Loncası'nın yolunu tuttu.Şövalye Loncası,
Büyücüler Loncası'nın zarif yapısının aksine, daha heybetli ve sağlam taştan yapılmış bir
binaydı. Giriş kapısı devasa ve demir işlemelerle süslüydü. Kapıda onu karşılayan kimse
olmamıştı; içeriden kılıç şakırtıları, talim komutları, tok sesli bağırışlar ve ara sıra
yükselen gürültülü kahkahalar geliyordu. Burası, büyücülerin sessiz ve gizemli
mekanından çok farklı, canlı ve hareketli bir yerdi.
Lyon derin bir nefes alıp ağır kapıyı iterek içeri girdi. Karşısına çıkan geniş avluda, farklı
yaşlarda ve cüsselerde, çeşitli zırhlar kuşanmış şövalyeler ve şövalye adayları hararetli
bir şekilde antrenman yapıyordu. Kimisi tahta kılıçlarla birbirine karşı talim yaparken,
kimisi ağır silahları ustaca savuruyor, kimisi de dayanıklılıklarını artıran zorlu
egzersizlerle meşguldü. Onu gören birkaç kişi, antrenmanlarını kısa bir anlığına kesip,
tıpkı Syatro Loncası'ndaki maceracılar gibi, önce bir an duraksadı, sonra aralarında bir
şeyler fısıldaşmaya başladı. Lyon'un genç ve zayıf görünümü, bu kaslı ve sert görünümlü
savaşçıların arasında dikkat çekiyordu.
Tam o sırada, avlunun diğer ucundan, antrenman yapanları denetleyen, gür ve otoriter
bir ses duyuldu: "Yeni gelen sen misin, çocuk?"
Lyon sesin geldiği yöne döndü. Karşısında, üzerinde parlak çelik bir zırh taşıyan,
tecrübeli olduğu her halinden belli, heybetli ve yapılı bir adam duruyordu. Yüzündeki eski
bir kılıç yarasının izi, ona daha da sert bir ifade katıyordu. Belindeki kınında duran büyük
kılıcın kabzası bile deneyim kokuyordu.
Lyon başıyla onayladı. "Evet, ben Lyon. Kral Respux gönderdi."
Adam onu baştan aşağı dikkatle süzdü. Bakışları keskin ve sorgulayıcıydı.Ben Grakor, Şövalye Loncası'nın
başıyım. Kral, bir Kahraman'ın geldiğini ve şövalyelik sınıfına da yatkın olduğunu söyledi
ama... Açıkçası pek Kahraman'a benzemiyorsun. Grakor'un sesi, Lyon'un görünüşünden
dolayı duyduğu şüpheyi gizlemiyordu.Lyon bu tür tepkilere yavaş yavaş alışmaya
başlamıştı. Hafifçe gülümsedi. "Biliyorum, dış görünüşüm biraz yanıltıcı olabiliyor. Ayrıca
Büyücülük sınıfına da sahibim."
Grakor'un kalın kaşları bu beklenmedik bilgiyle hafifçe yukarı kalktı. "Hem Büyücü hem
Şövalye ha? Bu diyarda pek rastlanan bir durum değil. İlginç. Dini merkezdeki küre
gerçekten Şövalyeliği de mi gösterdi?"
"Evet, efendim," diye yanıtladı Lyon. "Hem turuncu hem de beyaz ışık aynı anda yandı."
Grakor bir an derin düşüncelere daldı, çenesini sıvazladı. O sırada, antrenman yapan
gençlerden biri, yapılı ve kendinden emin tavırlarıyla dikkat çeken, kestane rengi saçlı bir
şövalye adayı merakla onlara yaklaştı. Yanında, daha sakin ve gözlemci bir duruşu olan,
koyu renk saçları örgülü genç bir kadın şövalye de vardı.
Genç adam, hafif alaycı bir gülümsemeyle, "Usta Grakor, bu çelimsiz çocuk mu Kral'ın
bahsettiği Kahraman?" diye sordu. Sesi, küçümseme ile merak arasında bir yerdeydi.
"Ben Darius. Eğer Kahraman buysa, işimiz zor görünüyor."
Koyu saçlı kadın şövalye, Darius'a uyarıcı bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Ben
Elara. Darius'un patavatsızlığına bakma. Usta Grakor, kürenin sonuçları nadiren yanılır."
Grakor, Darius'a ters bir bakış attıktan sonra Lyon'a döndü. "Pekâlâ, madem öyle... Bir
bakalım gerçekten ne kadar şövalyeliğe yatkınsın. Öyle lafla peynir gemisi yürümez.
Benimle gel." Grakor, Lyon'a arkasını dönüp avlunun bir köşesine, üzerinde çeşitli
ağırlıklarda tahta ve köreltilmiş metal alıştırma kılıçlarının bulunduğu bir rafa doğru
yürümeye başladı. "Sana birkaç temel duruş ve kılıç tekniği göstereceğim. Bakalım ne
kadar çabuk kavrayacaksın."
Grakor, Lyon'a uygun ağırlıkta, basit bir tahta kılıç uzattı. "Önce temel savunma duruşu.
Ayakların omuz genişliğinde açık, dizlerin hafif bükük, ağırlığın dengeli. Kılıcı böyle
tutacaksın." Grakor, yılların verdiği ustalıkla duruşu gösterdi. Her hareketi net ve keskindi.
Lyon, Grakor'u dikkatle izledi ve kılıcı kavramaya çalıştı. İlk başta biraz acemiceydi,
dengesini bulmakta zorlanıyordu. "Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman" ünvanının
getirdiği hızlı öğrenme yeteneği sayesinde, Grakor'un gösterdiği detayları zihnine
kazıyordu. Vücudu, normal bir acemiden çok daha hızlı bir şekilde doğru pozisyona
adapte olmaya başladı.
Darius, kollarını göğsünde kavuşturmuş, alaycı bir ifadeyle izliyordu. "Kılıcı tutuşuna bak,
sanki elinde çiçek tutuyor. Bu gidişle ilk canavarla karşılaştığında yemeği olacak." diye
fısıldadı yanındaki diğer birkaç gence, onlar da kıkırdadılar. Elara ise daha dikkatli bir gözle Lyon'u süzüyordu.
Lyon'un ilk acemiliğinin ardından, hareketlerindeki ince
ayarlamaları ve Grakor'un sözlerini anında uygulamaya çalışmasını fark etmişti. "Usta
Grakor," dedi düşünceli bir sesle, "Duruşunu şaşırtıcı bir hızla düzeltiyor. Sanki... daha
önce kılıç tutmuş gibi değil ama vücudu komutlara çabuk tepki veriyor."
Grakor homurdandı. "Göreceğiz. Duruş bir şey, hareket başka bir şey. Şimdi, basit bir
aşağı doğru kesme hareketi. Omuzdan güç alarak, bileğini kilitlemeden." Grakor, havada
keskin bir vınlama sesi çıkararak hareketi gösterdi.
Lyon denedi. İlk denemesi biraz savruk oldu ama ikinci denemesinde, Grakor'un
gösterdiği akıcılığa ve güce yaklaşan bir hareket sergiledi. Hatta içgüdüsel olarak ilk
denemesindeki bir hatayı kendiliğinden düzeltmiş gibiydi.
Grakor'un yüzündeki sert ifade bir an için yumuşar gibi oldu, sonra tekrar eski halini aldı.
"Fena değil, çaylak. Şaşırtıcı derecede fena değil. Daha önce hiç kılıç eğitimi almadığına
emin misin?"
Lyon, biraz da yaşadığı dünyanın avantajını kullanarak, "Doğrusu, geldiğim yerde bu tür
şeylere ilgim vardı. Çeşitli oyunlar oynadım, filmler izledim. Belki oradan bir şeyler
kapmışımdır," diye cevap verdi, tam gerçeği söylemekten çekinerek.
Darius alayla güldü. "Oyunlar mı? Hah! Burası oyun parkı değil, 'Kahraman'. Burada
yanlış bir hareketin bedeli canın olur. Elara araya girdi, sesi sakin ama keskindi. "Darius,
yeter. Herkes bir yerden başlar. Öğrenme hızı gerçekten de dikkat çekici. Usta Grakor,
belki de küre sandığımızdan da doğru bir tespit yapmıştır."
Grakor, elini çenesine götürdü. "Elara haklı. Duruşun hala ham, hareketlerin cilasız. Ama
bir kıvılcım var. Küre tamamen yanılmış olamaz. Yeteneğin var gibi görünüyor. Gerçekten
bir şövalye olacak cesaretin ve azmin olup olmadığını ise zaman gösterecek." Grakor,
Lyon'a baktı. "Şimdilik temel egzersizlere devam et. Elara sana yardımcı olacak. Gücünü
ve dayanıklılığını artırman gerek. Hem büyü hem kılıç, ikisi de enerji ister."Lyon, hem biraz
rahatlamış hem de yeni bir heyecanla dolmuştu. Şövalye Loncası'ndaki ilk adımı,
beklediğinden daha zorlu ama bir o kadar da umut verici olmuştu. Elara'nın yol
göstermesiyle, temel şövalye talimlerine başlamak için sabırsızlanıyordu.
Elara, Lyon’u avlunun daha sakin bir köşesine götürdü. "Darius’a aldırma," dedi sakin bir
sesle, elindeki tahta kılıcı yere saplarken. "O, yetenekli ama kibrinin kurbanı olmaya
meyilli biri. Sen buraya öğrenmeye geldin, o ise hava atmaya."
Lyon, "Sorun değil," dedi nefes nefese, az önceki birkaç deneme bile ham vücudunu
yormuştu. "Oyunlarda da böyle tipler hep olurdu, genelde ilk bölümlerdeki mini-boss
gibidirler. Sonra ana karakter onları geçer."
Elara, Lyon’un ne dediğini tam anlamasa da gülümsedi. "Tuhaf terimlerin var Kahraman.
Şimdi, kılıç sallamadan önce vücudunu hazırlamalıyız. O cılız kollarla bir Ork’un derisini
çizmeyi bırak, kılıcı bile düzgün tutamazsın. Koşmaya başla. Avlunun etrafında yirmi tur."
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM -----------------------
------------------ HER GÜN 5 SAYFA İLE KARŞINIZDA OLACAĞIM -----------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE -----------------------
------------------ TÜM MANGAMAC OKURLARINA VE AİLESİNE -----------------------
------------------ SEVGİLERLE / EMRE BEKAR -----------------------
Elara, Lyon’un ne dediğini tam anlamasa da gülümsedi. "Tuhaf terimlerin var Kahraman.
Şimdi, kılıç sallamadan önce vücudunu hazırlamalıyız. O cılız kollarla bir Ork’un derisini
çizmeyi bırak, kılıcı bile düzgün tutamazsın. Koşmaya başla. Avlunun etrafında yirmi tur."
------------------ 2. / BÖLÜM -----------------------
Lyon’un gözleri büyüdü. “Yirmi tur mu? Ama Dayanıklılığım sadece 10!” “O zaman onu
arttır,” dedi Elara, itiraz kabul etmeyen bir tavırla.Lyon koşmaya başladı. İlk beş turda
ciğerleri yanmaya, bacakları titremeye başlamıştı bile. Normal bir insan olsa çoktan yere
yığılırdı. Ama Lyon’un zihninde o tanıdık ses yankılandı:
[Sistem Bildirimi: Dayanıklılık Limiti Zorlanıyor... Hızlı Gelişim Aktif.]
[Dayanıklılık +1]
Bu bildirim Lyon’a bir enerji patlaması gibi geldi. "İşe yarıyor!" diye düşündü.
"Vücudum acı çekse de istatistiklerim artıyor. Bu acıya değer!"
Diğer şövalyeler antrenmanlarını bitirip dinlenmeye çekilirken, Lyon kan ter içinde
koşmaya devam ediyordu. Darius ve yancıları kenardan gülerek onu izliyorlardı.
Darius: "Hey Kahraman! Dikkat et de rüzgar seni uçurmasın! Hahaha!"
Lyon onları duymamazlıktan geldi. Onuncu turda bacaklarını hissetmiyordu ama on
beşinci turda garip bir şekilde nefes alışı düzene girmişti. Yirminci turu tamamladığında,
yere yığılmak yerine ellerini dizlerine koyarak derin bir nefes aldı ve doğruldu.
Elara şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Normalde yeni gelenler onuncu turda kusmaya
başlar. Sen ise... adapte oldun.
Lyon sırıttı. "Sana söylemiştim, hızlı öğrenirim."
"İstatistikler Açıl," dedi içinden.
Dayanıklılık: 10 -> 13
Hız: 3 -> 4
Sadece bir koşu antrenmanıyla bu kadar artış inanılmazdı! Normalde bu artış haftalar
sürerdi.O sırada Grakor’un gür sesi duyuldu. "Yeterli ısınma! Şimdi kılıçları elinize alın.
Darius, sen gel. Yeni gelen Kahramanımızla biraz pratik yapalım. Ama uyarayım Darius,
eğer onu sakatlarsan seni bizzat ben duvardan duvara çarparım. Sadece savunma ve
hafif saldırı." Darius’un yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi. Elindeki ağır antrenman
kılıcını omzuna yaslayarak Lyon’un karşısına geçti. "Merak etme Usta Grakor.Kahramanımıza nazik davranacağım."
Lyon, Elara’nın verdiği tahta kılıcı iki eliyle sıkıca kavradı. Grakor’un gösterdiği
duruşu aldı. Kalbi güm güm atıyordu. Bu bir oyun değildi; karşısındaki adamın kasları
Lyon’un kafası kadardı.
"Başla!" diye bağırdı Grakor.
Darius aniden ileri atıldı. Hızı, Lyon’un beklediğinden çok daha fazlaydı. Kılıcı yukarıdan
aşağıya doğru, Lyon’un omzunu hedef alarak indi. Lyon, refleks olarak değil, sanki
vücudu ne yapacağını biliyormuşçasına yana doğru kaydı.
VINNNNNNN!!
Tahta kılıç Lyon’un hemen yanından geçti.
Darius şaşırdı. "Şanslısın velet," dedi ve hemen ardından yatay bir savuruş yaptı.
Lyon bu sefer kılıcını siper etti.
ÇAAATTTT!
Darbe o kadar ağırdı ki Lyon’un kolları uyuştu ve birkaç adım geriye sendeledi. Ama kılıcı
elinden düşürmemişti.
"Gözlerini kapatma!" diye bağırdı Elara kenardan. "Rakibinin omuzlarına bak, saldırının
nereden geleceğini anlarsın!"
Lyon, Elara’nın dediğini yaptı. Darius’un sağ omzunun hafifçe gerildiğini gördü. "Sağdan
geliyor!"
Lyon, Darius’un hamlesinden hemen önce eğildi ve kendi tahta kılıcını Darius’un karın
boşluğuna doğru savurdu.
Bu hamle, o kadar acemi ama o kadar beklenmedik bir anda gelmişti ki Darius savunma
alamadı.
KÜÜÜTTT!
Lyon’un tahta kılıcı, Darius’un zırhının boşluğuna, tam kaburgalarının altına çarptı. Tabii
ki Darius’un kaslı vücudu ve zırhı sayesinde bu darbe ona sinek ısırığı gibi gelmişti ama
asıl olay darbenin şiddeti değil, isabet etmesiydi.Avludaki sesler kesildi. Herkes donup
kalmıştı. Yeni yetme, çelimsiz bir çocuk, Lonca’nın en yetenekli çaylaklarından biri olan
Darius’a vurmayı başarmıştı.
Darius’un yüzü utanç ve öfkeyle kıpkırmızı oldu. "Sen... Seni küçük..." Kontrolünü
kaybederek kılıcını bu sefer gerçekten zarar vermek için, tüm gücüyle havaya kaldırdı.
Tam o anda, havada bir elektrik cızırtısı duyuldu.
Lyon, korkuyla elini kaldırdığında, parmak uçlarından istemsizce mavi kıvılcımlar saçıldı.
Yıldırım Elementi! Korku anında manası tetiklenmişti.Ancak Darius’un kılıcı inemedi.
Grakor, inanılmaz bir hızla araya girmiş ve Darius’un bileğini tek eliyle havada
yakalamıştı.
"Yeter!" dedi Grakor, sesi gök gürültüsü gibiydi. Darius’u bir bez bebek gibi geriye itti.
"Sana kontrollü olmanı söylemiştim."
Sonra Lyon’a döndü, gözleri Lyon’un hala hafifçe cızırdayan parmaklarına takılmıştı. "Ve sen... Reflekslerin iyi. Ayrıca büyü gücünü kılıç
dövüşüne karıştırmak... Tehlikeli ama potansiyeli yüksek bir stil."
Lyon derin bir nefes verdi. Bacakları titriyordu ama bu sefer yorgunluktan değil,
adrenalindendi.
[Sistem Bildirimi]
[Yeni Yetenek Kazanıldı: Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 1)]
[Yeni Yetenek Kazanıldı: Savaş İçgüdüsü (Seviye 1)]
[Mana Kontrolü (Yıldırım) hafifçe arttı.]
Grakor, Lyon’un omzuna, bu sefer daha dostça ama hala ağır bir el koydu. "Aferin evlat.
Darius'a dokunabildin. Bu, ilk gün için hiç fena değil. Ama kolların titriyor, duruşun
berbat ve gücün bir tavuğun ki kadar. Yarın şafak vaktinde burada ol. Elara seninle özel
olarak ilgilenecek. Seni gerçek bir şövalye yapmadan o zindanlara göndermem."
Darius, burnundan soluyarak loncayı terk ederken, Elara Lyon’un yanına geldi ve hafifçe
gülümsedi. "Fena değildi, Kahraman. Fena değildi."
Lyon o gece kendisine tahsis edilen han odasına döndüğünde yorgunluktan ölmek
üzereydi ama yüzünde aptal bir gülümseme vardı. Yatağa uzandı ve tavanı izleyerek
yumruğunu sıktı. "Bekle beni Strambeourg... Bu daha başlangıç. Hem en güçlü Büyücü
hem de en güçlü Şövalye olacağım ve o Antik Tanrılar mıdır nedir, bir gün karşıma
çıkarsa onu tek atışta indireceğim!"
Gözleri kapanmadan önce son bir kez fısıldadı: "Statü..."
İsim: Lyon
Sınıf: Büyücü / Şövalye
Rütbe: Öbür Dünyadan Çağırılmış Kahraman
HP: 15 (Arttı)
Mana: 52
Hız: 5 (Arttı)
Dayanıklılık: 14 (Arttı)
Element: Yıldırım (Ana), Toprak (Yan)
Gelişim başlamıştı. Ancak Lyon, yarın sabah Elara'nın ona hazırladığı cehennem gibi
antrenman programından henüz habersizdi...Sabahın ilk ışıkları henüz Eliqsue
Krallığı'nın taş duvarlarına vurmadan, Lyon'un kapısı gümbür gümbür çalındı.
"Kalk bakalım Kahraman! Canavarlar senin uykunu beklemez!". Kapıdaki ses Elara'ya
aitti. Lyon, vücudunun her zerresi ağrırken yataktan zorlukla doğruldu. Dünkü antrenman
ve Darius ile olan kısa sürtüşme, ham vücudunda ciddi bir yorgunluk bırakmıştı. Ama şikayet etmeye vakti yoktu; içindeki
"oyuncu ruhu" bu zorluğu bir "level kasma" süreci olarak görüyordu.
Şövalye Loncası'nın avlusuna indiklerinde, Elara'nın elinde bu sefer tahta kılıç yoktu.
Onun yerine devasa kum torbaları ve ağırlıklar vardı.
Elara: "Bugünkü menüde kas yıkımı var Lyon. Kılıç tutmadan önce o kılıcı kaldıracak güce
erişmelisin. Maceracılar Loncası'ndaki o adamların sana gülmesinin sebebi sıska
olmandı. Şimdi, bu kum torbalarını sırtlan ve şehri çevreleyen surların etrafında koşmaya
başla."
Lyon torbayı sırtına aldığında dizleri titredi. Ağırlık en az 30 kiloydu. Ama adım atmaya
başladığı anda o tanıdık bildirim zihninde çınladı:
[Sistem Bildirimi: Yük Altında Hareket. Dayanıklılık ve Güç artışı hızlandırıldı.]
Lyon sırıttı. "Bu acı, tecrübe puanı (EXP) demek!" diye mırıldanarak koşmaya başladı.
Öğlene kadar süren bu cehennem azabının ardından, Lyon yemek bile yiyemeden soluğu
Büyücüler Loncası'nda aldı. Fiziksel yorgunluğu zirvedeydi ama zihni hala açıktı.
Büyücü Larita onu odasında bekliyordu. Önünde havada süzülen küçük taşlar vardı.
Larita: "Fiziksel bedenin yorgun olması, mananı kontrol etmeni zorlaştırır Kahraman.
Ama gerçek bir savaşta dinlenmiş olmayacaksın. Şimdi, içindeki Yıldırım elementini
parmak uçlarında topla. Onu vahşi bir fırtına gibi değil, ince bir iplik gibi düşün."
Lyon, gözlerini kapatıp odaklandı. Vücudundaki yorgunluk, manasını dalgalı hale
getiriyordu. Ama oyunlardan bildiği "mana kontrolü" mantığını devreye soktu. Manayı bir
nehir gibi değil, bir elektrik devresi gibi hayal etti.
Cızzzzt!
Sağ işaret parmağının ucunda, fındık büyüklüğünde ama yoğun bir mavi elektrik küresi
belirdi
Larita'nın gözleri parladı. "Mükemmel... Normalde bir çırağın elementini bu kadar
yoğunlaştırması haftalar alır. Senin 'Kahraman' ünvanın gerçekten de korkutucu bir
avantaj."
Lyon o sırada yeni bir bildirim aldı:
[Yeni Yetenek: Yıldırım Küresi (Seviye 1)]
Akşam üzeri, Lyon her iki loncadaki eğitimini bitirmiş, bitkin bir halde Maceracılar
Loncası'nın yanındaki hana, "Yorgun Ejderha"ya girdi. Karnı o kadar açtı ki bir atı bile
yiyebilirdi.
Bir masaya yığılırken, yan masadan gelen gürültülü şapırtılar dikkatini çekti. Masada,
kendi yaşlarında, kısa turuncu saçlı, üzerinde hafif deri zırhlar ve sırtında devasa bir yay
taşıyan bir kız oturuyordu. Kızın önünde dağ gibi yığılmış tabaklar vardı ve inanılmaz bir
hızla yemek yiyordu.
Kız, Lyon'un ona baktığını fark edince ağzındaki tavuk butunu bırakıp kocaman
gülümsedi. Yanakları yemekten şişmişti.
"Ne o? Çok mu iştah açıcı görünüyorum?" dedi kız, ağzını koluyla silerek.
Lyon güldü. "Hayır, sadece o kadar yemeği o vücuda nasıl sığdırdığını merak ettim.
Ben Lyon." Kız elini uzattı, eli yağlıydı ama samimiydi. "Ben Mina! Bu krallığın gelecekteki en
iyi Okçusu! Ve evet, ok atmak çok enerji harcatıyor, o yüzden çok yiyorum. Sen şu yeni
gelen Kahraman olmalısın, değil mi? Şövalye Loncası'ndaki o züppe Darius'a vurmuşsun. Dedikodular hızlı yayılır."
Lyon, Mina'nın enerjisine hemen ısınmıştı. "Darius mu? Sadece şanslı bir vuruştu."
Mina göz kırptı. "Şans ya da değil, o kibirli suratın bozulduğunu görmek için her şeyimi
verirdim. Hey, duydum ki hem büyücü hem şövalyeymişsin. Bizim ekibe katılsana! Yani...
Henüz bir ekibim yok ama kurduğumda sen de olmalısın!"
Lyon, bu dünyadaki ilk arkadaşını edinmiş gibi hissetti. Mina, neşeli ve açık sözlüydü.
"Neden olmasın? Ama önce biraz güçlenmem lazım."
****** BİR AY SONRA ******
Zaman, Strambeourg diyarında Lyon için su gibi akıp geçti.Bir ay boyunca Lyon, günde
sadece 4 saat uyuyarak insanüstü bir tempoda çalıştı.Sabahları Elara ile kılıç talimi
yapıyor, öğlenleri Grakor'un gözetiminde Darius ve diğerleriyle dövüş antrenmanlarına
katılıyor, akşamları ise Larita ile büyü çalışıyordu.Mina da sık sık antrenmanlara gelip
kenardan tezahürat yapıyor ya da okçuluk yeteneklerini sergileyerek Lyon'a "hareketli
hedeflere" nasıl büyü atacağını öğretiyordu.Ve beklenen gün geldi.Şövalye Loncası'nın
avlusunda Grakor, tüm öğrencileri topladı.
Grakor: "Dinleyin çaylaklar! Bir aydır kum torbası dövüyorsunuz. Artık gerçek dünyayı
görme vaktiniz geldi. Eliqsue Krallığı'nın kuzeyindeki 'Alacakaranlık Ormanı'nda goblin
hareketliliği arttı. Bu sizin ilk saha göreviniz olacak." Herkes heyecanla birbirine
bakarken, Darius öne çıktı. "Sonunda! O yeşil cüceleri kılıcımla doğrayacağım." Sonra
küçümseyici bir bakışla Lyon'a döndü. "Umarım Kahramanımız korkup kaçmaz."
Lyon ise Darius'a cevap vermek yerine sadece gülümsedi ve içinden durum penceresini
açtı. Bir aylık cehennem eğitiminin sonuçları, gözlerinin önünde parlıyordu.
İsim: Lyon
Sınıf: Büyü Yıldırım Şövalyesi (Kendi koyduğu isim)
Seviye: 5
HP: 150 (Başlangıç: 10)
Mana: 320 (Başlangıç: 50)
Hız: 25 (Başlangıç: 3)
Dayanıklılık: 40 (Başlangıç: 10)
Güç: 35
Aktif Yetenekler:
Temel Kılıç Ustalığı (Seviye 4): Kılıç savurma hızı ve dengesi arttı.
Yıldırım Küresi (Seviye 3): Tek hedefe yüksek hasar verir.
Yıldırım Adımı (Seviye 1): (YENİ) Manayı bacaklara yönlendirerek kısa mesafede
patlayıcı hız sağlar.
Toprak Kalkanı (Seviye 1): (YENİ) Vücudun etrafında ince bir taş tabakası oluşturur,
fiziksel hasarı %10 azaltır.
------------------ BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM -----------------------
------------------ HER GÜN 5 SAYFA İLE KARŞINIZDA OLACAĞIM -----------------------
------------------ DİĞER BÖLÜMLERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE -----------------------
------------------ TÜM MANGAMAC OKURLARINA VE AİLESİNE -----------------------
------------------ SEVGİLERLE / EMRE BEKAR -----------------------
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!